Embed

ALTIN ve SÜSLÜ(ZUHRUFLU) YOLLAR

ALTIN ve SÜSLÜ(ZUHRUFLU) YOLLAR

 

   Yollar vardır; karanlıktan aydınlığa çıkarır ,yollar da  vardır aydınlıktan karanlığa çıkarır insanı;karanlık yollarda nur gibi bir ayın varsa korkma!Aydınlık yollarda güneş gibi bir kılavuzun varsa yine korkma!Kalırsan bir gün eğer,zulmün en acı baskısı altında ,alırsın o zaman güneşi sağ eline ayı da sol eline…Vahyi de koyarsın yüreğinin ta en derinliğine…Aydınlanmıştır o zaman yolun  ve bu yolda kendini bırakıp gidersin vahyin, hayat denizinin uçsuz bucaksız enginliğine…Artık sende aydınlatırsın  dalgalarda kalmış  karanlık gecelerin yolcularını.Üşüşürler karanlık gecelerin yolcuları,pervane misali,  nur gibi ışık saçan   yürek fenerine…Ve öylece dolaşırsın vahyin hayat denizinde…Arayıp durursun yürek yarana bir ilaç bulmak için vahyin her bir hayat eczanesinde…Aradığını ‘buldum’ zannedersin ,ama hala aramaya devam edersin ve aheste aheste ilerleyip uğrarsın vahyin her ayetine…Bulduğunda onu, oturursun vahyin gök sofrasındaki yerine ve yürek dimağında tadarsın onun en derin ve tatlı lezzetine…O zaman her lezzet ve tat, kavuşturur  seni insanlık içindeki ahseni takvim izzetine…Bir de  pozitif yolların karşısında kalmış sönük,izbe, karanlık ve çıkmaz sokakları olan negatif yollar vardır…Altınlarla süslenmiş,nefislerle bezenmiş,altın gibi süslü  yollar… Bu yolları allayıp pullayıp da bu yollara saptıranlardır elbet şeytanlaşmış insanlar…Şeytanın bu yollarında hiç bir çıkış yolu var mıdır diye düşünme sakın...Zira var olduğunu sananlar sadece kendilerini kandırıp aldatmışlardır…İşte doğru ile yanlış yollar böylelikle devam edip gidecektir…Unutmamak gerekir ki,hayat zıddıyla kaimdir…Doğru yol-yanlış yol,aydınlık yol -karanlık yol,pozitif yol- negatif yol…Her şey çift yaratılmış olup, sadece Allah tektir…Eşyanın çift kutuplu olması ise hayatın bir devamı demektir…Çift olanın biri pozitif, diğeri ise negatiftir…Ruh pozitif, nefis negatiftir ve  hangisini beslersen elbette ki,o senin  ahirette ki kalacak yerindir…

    İşte Kur’an sitesinin yollarından bahseden Zuhruf ,Mushafta 43.sırada yer alan altın ve süs manasına gelip,Mekke de 9’uncu yıllarında nazil olmuş,insanları düşünmeye sevk ederek ,İbrahim’i yoldan hareketle muhataplarını inşa etme görevi taşımaktadır.Kur’anın bu görevi karşısında bizlerde yüreklerimizi açıp inşa olmaya ve inşa etmeye çalışarak,Kur’an sitesinin Zuhruf suresinin yollarında ilerlemeye devam edeceğiz ve yollardaki sarı ,yeşil ve kırmızı işaretleri, bir bir görüp anlamaya çalışacağız.

 

‘’Hâ, Mîm. Apaçık Kitab'a andolsun ki. Düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'an yaptık.’’(Zuhruf,1-2-3)

   Kur’anın 28 suresi hurufu mukatta harfleriyle başlar ki; bunların 25’i doğrudan 3’ü dolaylı yoldan vahye atıfla başlar. Bu harfler biz muhataplara ’Ey vahyin muhatapları!Kur’anda Arapça’ya yapılan  her atıf aslında vahyin anlaşılmasına bir atıftır. .Kur’anın dili, gök ehlinin dili değil,yer ehlinin diliyle olması vahyin anlaşılması ve yaşanılması içindir.Zira bütün diller Rahman’ındır ve bütün dilleri Adem’e öğreten de O’dur.Rahman’ın dili,yer ehlinin herhangi dillerinden biri değildir.O’nun dili Rabca’dır.İşte Sizden bir topluluk olan ve onların nezdinde bütün insanlığa indirilmiş  olup Allah’ın Arapça olarak indirdiği Kur’anın bu dilinin içine aşkın manalar koyduğu  kelimelerini alın ,düşünün ve onun değerini bilin!. Eğer siz O’nun değerini bilip ona sımsıkı sarılırsanız,değerli olursunuz,değerli olursanız değerli olanlara kavuşursunuz.’mesajlarıyla , düşün ey insan!Allah’ın insana  verdiğini değerini ve vahiyle kurduğu  iletişimini…Ve tatmalısın indirilen vahyin gök sofrasındaki her bir lezzetini…Eğer tadarsan vahyin bu lezzetini,işte o zaman  bulursun insanlık içindeki izzetini…Bu izzet ile, ruhunda oluşunca bir hastalık,o zaman yüreğinde bulursun vahyin şifa eczanesini…Unutmayın ki bu Kur’an ,insanların hastalıklı  ruhlarına deva olmak için bir öğüt ve uyarıdır…Her öğüt ve uyarı, ruhların gıdası olan vahyin sofrasındaki ayetlerinin birer tadıdır…İşte bu sofraya oturup faydalanmak gerek…Faydalanmak  için vahyin içindeki hikmetleri görmek gerek…Hikmetleri görmek için de vahye iman edip O’na sımsıkı sarılıp yaşamak gerek…’

‘’O, katımızdaki Ana Kitapta bulunan pek yüce ve hikmet dolu bir kitaptır.’’(Zuhruf,4)

   Ummul kitap, vahyin  çıktığı kaynak, kelamı ilahi, Allah’ın kelam sıfatı, ilmullah olup,O da Allah’ın ilmi demektir.Allah Alimdir.İlmide pek yücedir.Allah Hakimdir.Akıl ve sır erdiremeyeceğimiz hikmet sahibidir.Allah’ın ilmi de  akıl ve sır ermez bir hikmete dayanır.Ve hikmetlerle doludur.İşte Ey Mekke’li inkarcılar! Siz kelamı Allah’a ait olan  ve sizi yaratan,size şahdamarınızdan daha yakın olan ve sizi sizden daha iyi bilen bir Allah’la muhatapsınız.Dolayısıyla haddinizi bilin ve sorumluluk bilinci içinde ölçülü  olarak yaşayın! Hala haddinizi aşıp, ölçüsüz ve başı boş bir hayatı isteyip de o hayata özenmenizde niye?Siz aşırı davranıp vahye yüz çevirdiniz diye,başkaları da mı bu vahiy’den yüz çevirsin?Yoksa herkesi kendiniz gibi mi zannediyorsunuz?İyi bilin ki,siz vahye sırt çevirseniz de, elbette yüreğini açıp vahye O’na  sımsıkı sarılacak ve hayatını O’na göre tanzim edecek birileri, muhakkak çıkacaktır.İşte o zaman vahiy onları inşa edip,Allah’ın boyasıyla yüreklerini ve ruhlarını ayet ayet ,sure sure boyayacaktır.Size kalacak olan ise gittiğiniz bozuk ve yanlış yolda kalmak ve bu yolda sadece şeytanlar ile yol arkadaşı olmaktır.

‘’ Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim?’’(Zuhruf,5)

   Yüce Rahman adeta müşriklere sesleniyor. Ey müşrik muhataplar;’Siz müsrifce  elinize geçirdiğiniz her değeri kötü ve hoyratça  kullanıp yanlış yollara saparak haddinizi aştınız diye  vahyi geri mi çekelim? Batıl çok şirretli oldu diye, Hak’kın yerini bırakıp batıla mı verelim? Halbu ki nübüvvet ve bu nübüvvetle gelen vahiy, Allah’ın insandan ümidini kesmediğinin ve insana ne kadar büyük bir değer verdiğinin bir kanıtıdır. İnsan, bu en büyük değeri olan iman nimetini imkana dönüştüremedi diye vahiy, insanları inşa etme görevini bırakmaz, aksine iman ve İslam sevgisinin hasretiyle yanan yürekleri arar ve o yüreklere kavuşuncaya dek inşa ve ihya etme görevine devam eder’ ‘mesajlarıyla Hakka düşen sabır ve sebat gösterip direnmek… Ve bu direniş ve mücadele ile  hakkını elde etmek…Ve böyle olursa ancak ayet ayet, sure sure vahyin anlamı her zaman bir yağmur gibi ölü kalmış  ve dirilmeye muhtaç ruhlara ve yüreklere inecek… Ruhların ve yüreklerin susuz kalmış münbit çölleri elbet ki, yeşeren  filizler verecek… İşte bütün bu olaylar, kıyamete kadar, sürüp devam edecek… sözleriyle Yüce Rahman, vahyin mesajlarını gökten inen yağmur gibi yağdırıyordu.

’Onlar, kendilerine gelen her peygamberi mutlaka alaya alırlardı. Bizde bunlardan daha güçlü oları o kavimleri helak ettik. Öncekilere dair nice misaller geçmiştir.’’(Zuhruf, 7-8)

    Her devrin  Peygamber’inin mesajları aynı. Peygamberlere karşı gösterilen zulümlerde aynı ,değişen sadece zaman ve insanlardır.Tevhid ve adalet ,Peygamberlerin ortak çağrısı olup tTevhidin karşısında şirk,adaletin karşısında ise zulüm…Ortak çağrıya karşı ortak tavır…Küfrün Peygamberlere kaşı sergilemiş oldukları ortak tavırlar;Görmezden gelme,alaya alma,iftira atma,fiziki ve fiili saldırıya maruz bırakma.Adeta Yüce Rahman’Ey Mekke’nin müşrikleri!Siz inkarda orijinal değilsiniz,siz yaptığınız zulümlerin ilki olduğunuzu düşünüyorsanız,ilki siz değilsiniz,sizden öncede sizin gibi çokları inkar ettiler.Siz inkar ile Allah’a bir zarar verebileceğinizi düşünüyorsanız,şunu çok iyi bilin ki,hiçbir yarasa güneşi görmek istemiyor diye güneşin varlığı yok olmayacağı  gibi vahyin bütün çağlara haykıran sesini de kısılmayacak ve asla buna gücü yetmeyecektir.Zaten siz ibret alasınız diye  önceki inkarcıların   misalleri de size gelmişti.’mesajları her çağın firavunlarına verilen bir mesajdı.Geçmiş ve gelecek küfür tasavvurunun düşünce ürünü ,hep aynı soruya ,hep aynı cevabı vermiştir…

‘’Onlara 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, diyecekler ki: 'Kudreti her şeye üstün olan ve ilmi her şeyi kuşatan yarattı.'’’(Zuhruf,9)

   Bütün inkarcıların ortak söylemi ’Onlara 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye soracak olsan, diyecekler ki: 'Kudreti her şeye üstün olan ve ilmi her şeyi kuşatan yarattı’ diyecekler. Geçmiş kavimlerin söylemleri ile Mekke’li müşriklerin söylemi aynı idi. Tüm inkarcı kavimler ’Beni bu putlar yarattı. Gökleri ben yarattım’ demiyor.’Ben sizin Rabbinizim’ diyorlardı.Yada Allah’ın bazı vasıflarını bazı aracılara vererek Allah’a ortaklar koşuyorlardı.İşte bütün  bu mücadele,müşriklerin gittikleri  yanlış yol ve hayat tarzı üzerinde  sürdürülüyordu.

‘’İşte o Allah'tır ki, yeryüzünü size bir beşik yaptı; doğru gitmeniz için onda yollar yarattı.’’(Zuhruf,10)

  İşte yollar…İşte Zuhruf suresinin konusu olan yollar…Her putperest toplumlar.gökleri ve yerleri ’Ben yarattım’ demiyor.Doğru yolu inkar edip,yanlış yollarda diretiyorlardı.İnkar ettikleri yol ise İslam’ın yolu…Ataları İbrahim’in yolu idi…

   Ey yolunu şaşıranlar! Yüce Rahman gökleri ve yeri yolsuz mu bıraktı ki, sizi de yolsuz bıraksın?Size yönlerinizi bulmanız için geçitlerde,ovalarda ,dağlarda ve düzlüklerde sizin için yollar ve size o yolları yapma yeteneği vermişken, ahiret hayatınız için de size,yollar vermesin mi?Geçici hayat için yollar var etmişken,ebedi hayat için yollar var etmesin mi?Fiziki yollarınızı düşünsünde manevi yollarınızı düşünmesin mi?Sizi yolsuz mu bıraksın?

   Zira din kelimesinin anlamlarından biri de insanın gittiği yol ve yaşadığı hayat tarzı demektir. Peygamber’in Kafirun suresinde geçen  ve müşriklerin yüzüne karşı okuduğu ‘Sizin dininiz size,benim dinim banadır’ ayeti ile Yüce Rahman’ın ’Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, âhirette kaybedenlerden olacaktır.’(Aliimran,85) ayetinde kastedilen, İslam yolu, İslami hayat tarzı ve İslam dinidir. İşte kim İslami hayat tarzından başka herhangi bir hayat tarzını arzu edip, yaşamak isterse ,   o hayat tarzı içerisinde işlenilen iyilik adına bütün davranışlar asla ondan kabul olunmayacak ve o gittiği yol batıl sayılacaktır.

‘’ Gökten bir ölçüye göre suyu indiren O'dur. Biz onunla kupkuru ölü bir memlekete hayat verdik. İşte böylelikle sizde tekrar diriltileceksiniz.’’(Zuhruf,11)

   Bi gaderin(ölçülü olarak),kimsenin hesap soramayacağı  Allah ,ölçülü çalışırken Ya sen ey insan!Neden ölçülü olmuyorsun,ölçüyü aşıyorsun ve yeşerip filizlenmek için vahyin gök sofrasından faydalanmıyorsun?Neden vahyi hayatın merkezine koymuyor ve sadece iman etmekle yetiniyorsun?Gittiğin yol,yaşadığın hayat tarzı yanlış ise ,sahip olduğun imanın sana hiç bir faydası olmaz.Sahip olduğun imanın sana faydasını olmasını istiyorsan eğer ,sahip olduğun iman ile kalbine ve aklına İslam’ın ince ayarını vererek onları bir imkana çevirmelisin!Zira düşüncelerimiz gibi kalplerimiz de bir türlü ölçülü olup  bir kararda ve bir dengede durmuyor… Bir sağa bir sola, bir Hakka  bir batıla ve bir negatif yöne bir de pozitif yöne sapıyor...İşte Kalbin denge ölçüsü olan akıl,bağ anlamına gelir ki;ancak akıl, kalbi bir dengede ve bir kararda tutup onu bağlayabiliyor…

   Kuran’ın neresinde yağmur geçiyorsa o yerde Kur’an, ya direkt ya da dolaylı olarak vahiyden de söz eder… Yağmuru vahye, ölü toprağı kalbe nispet eder…Bütün canlılar yağmurun gök sofrasında faydalandığı gibi,kuruyup ölmeye yüz tutmuş yürekler de yahyin gök sofrasından faydalanıp,canlı bir hayat elde eder…Unutmayın ki, ölü yüreklerini vahyin sağnağına tutanlar ancak ,cennete gider… iman iddiasında samimi olanlar ise, ölü yüreklerini diriltmek istiyorlarsa eğer, Allah’a ve Rasulüne icabet ederler…

‘’Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resulüne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız.’’(Enfal,24)

   Hayat bulmak için itaat edip, isyan etmemek gerek…İtaat-isyan,iman-küfür birbirlerinin zıddı olup,biri  negatif,diğeri ise pozitif kutbu temsil ettiğini de  bilmek gerek…

’Bütün çiftleri Allah yarattı, size bineceğiniz gemiler ve hayvanları var etti.’’(Zuhruf,12)

’Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer iç içe ikili manalar ifade eden bir Kitap halinde indirmiştir…’’(Zumer,23)

   Kur’anın neresinde cennetten bahsedilirse mutlaka orada cehennemden de bahsedilir.Küfürden bahsedilirse orada imandan da bahsedilir.Dünyadan bahsedilirse orada  ahiretten de bahsedilir.Kur’an bu özelliğiyle adeta varlığın çift kutuplu olmasını hayatın bir devamı olduğunu ifade eder.Gecenin bitimiyle başlıyor gündüz,hayatın  bitimiyle başlıyor ölüm,dünyanın  bitimiyle başlıyor ahiret…Çift kutuplu olmak hayatın bir dengesidir,işte bu çift kutubu dengede tutarsan ancak, dengeyi yakalarsın.Acı-tatlı,sevinç-hüzün,huzur-huzursuzluk,az-çok,karanlık-aydınlık…Çift kutuplu olmak değerini bilmektir, değerli olanların…Güzel-çirkin,iyi- kötü,hainlik-dürüstlük,ahlaklı-ahlaksızlık,günah-sevap,iman-küfür,nefis-ruh…Çift kutuplu olmak neyi beslediğini bilip cennete gitmektir… İnsan hücrelerinin oluştuğu atomlarda da bulunur pozitif bir proton, negatif bir elektron …Günah negatif,sevap pozitif,nefis negatif,ruh pozitif,cehennem negatif,cennet pozitif…Ey insan!Unutma ki,Sinelerin özündeki iki şeyden hangisini beslersen ancak, onu büyütürsün… Büyüttüğünün karşılığını da mutlaka görürsün…Çift kutuplu olmakla,mahluku yaratanın tek,mahlukatın ise çift kutuplu olduğunu bilip , iradenle bu iki şeyden birini seçerek imtihanın ve kaderin nasıl olduğunu da öğrenmiş olursun… Bütün bu çift kutuplu olma yasasını ,insanın  kullanımına veren Yüce Rahman’dır…Her şeye şükretmek pozitif yanımız,şükretmeyip nankörlük etmek ise negatif yanımızdır…Bakın Hz.Peygamber bile devesine binerken şükrünü şu ayetler ile yerine getirendir…

‘’ Böylece onların sırtına binip, üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak «Bunu bizim hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik» demeniz içindir. Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz deyin.’’(Zuhruf, 13-14)

  ‘Sağğara lena’(hizmetimize sunulan) ,bütün bunları bizim hizmetimize veren Allah’ın şanı ne yücedir… Sizi taşıyan her şey  ilahi bir yasaya göredir… İşte bunlar hayatı kolaylaştıran en büyük nimetlerdir…Bütün müminlerde,Hz.Peygamber’in yolculuk yapmak için devesine binerken okuduğu şu ayeti ,dua niyetine  taşıtlara binerken okuyup’ Bunu bizim hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik Biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz .’diyendir…

سُبْحانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَوَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ

(subhânellezî sehhare lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehu mukrinîn. Ve innâ ilâ rabbinâ le munkalibûn)

   Mekkeli müşrikler ise her seferinde Allah’a şükretmeyip, negatif yönlerini beslediler. Besledikleri bu negatif yönleri öyle bir hal aldı ki, adeta kalpleri katılaştı,ruhları karardı ve şeytanlaşmış duygulara sahip oldular. Allah’ın  kendilerine verdiği kız çocukları için şükretmeyip, kız çocuklarını diri diri gömüp öldürdüler ve bunun da atalarının yolu olduğunu söylediler… Bununla da kalmayıp kendilerine bir ‘zul’ olarak gördükleri kızların ,Allah’ın melekleri olduğunu söyleyerek meleklerin Allah’ın kızları olduğuna nispet ettiler…Taptıkları putların Allah’ın kızları olduğunu söyleyip ,onlar vasıtasıyla Allah’a sözlerini geçireceklerini düşündüler ve böylelikle istediklerini Allah’a yaptırıp,O’nun üzerinde  bir söz hakkına sahip olmak istediler…İşte buydu, Mekke’li müşriklerin sahip olduğu ve şeytanlarla arkadaşlık kurmuş olduğu  en büyük yanlış yol ve en büyük yamuk düşünceler…

‘’ Kullarından bazılarını O'na bir pay olarak ayırdılar. İnsan gerçekten apaçık bir nankördür. Yoksa Allah, yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğulları size mi ayırdı?! Onlardan birisi, Rahman'a yakıştırdığı (kız çocuğu) ile müjdelenince, morali bozularak yüzü simsiyah kesilir: Yoksa onlar, süs ve zinet içerisinde yetiştirilip de mücadelede erkek gibi kendisini savunmaya açık olmayan kızları mı O'na isnad ediyorlar? Rahman'ın kulları olan melekleri dişi saydılar! Onların yaratılışlarına mı tanık oldular? Bu tanıklıkları kaydedilecek ve sorguya çekileceklerdir. ‘’(Zuhruf,  15-19)

   Hem kız çocukları olduğunda yüzleri kızaracak, hem de meleklerin Allah’ın kızları olduğu var sayılacak… Hem, her şeyi ‘Allah yarattı’ denilip de,Allah’ın gücü ortaya konulacak… Hem de taptıkları dişi putlarla, Allah’a ortaklar kılınacak… Her ne kadar nankörlük edip,yamuk bir düşünceye sahip olsalar da onların ilk sorusu; ’Ve diri diri gömülen kız çocukları hangi suçtan dolayı öldürüldükleri…’’(Tekvir,8-9) sorusu  olacak…Dolayısıyla Yaptıkları bunca hatalar ve yamuk düşünceler karşısında hiç kimse kalkıp ta Allah’ı asla sorumlu tutamayacak…

’Hatta, 'Rahman dileseydi biz onlara tapmazdık,' dediler. Onların bu konuda bir bilgileri yoktur. Onlar sadece tahminde bulunuyorlar. Onlara bundan önce bir kitap mı verdik de ona mı dayanıyorlar?’’(Zuhruf,  20-21)

  Tevhid ve adalet,vahyin yeryüzüne düşen ilk  iki damlası…Neden rahatsız oldu acaba Mekke’nin elit tabakası?…Halbuki kız erkek ayrımı yapmadan,fakiri,yetimi ayırmadan davranmaları gerekiyor,Allah ile kendileri arasına aracılar konulmayıp,yapılanların da yalnız ve yalnız Allah için yapılması isteniyordu.Fakat bunu yapmadılar ,yapamadılar hemen cevabını verdi Mekke müşriklerinin en alçakcası…

 ‘’Hayır, 'Biz atalarımızı bu yol üzerinde bulduk ve biz de onların izinde gidiyoruz’ dediler. Tıpkı bunun gibi, senden önce, bir kente her ne zaman bir uyarıcı gönderdiysek elit tabaka, 'Biz, atalarımızı bir yol üzerinde bulduk ve biz onların öğretilerini izliyoruz,' derlerdi.’’(Zuhruf,  22-23)

   Ey vahyin  inkarcıları! Atalarınızın yolunu izlediğinizi söylemekle samimi değilsiniz. Çünkü İbrahim sizin en büyük atanızdır ve her seferinde atanız olduğu içinde O’nunla hep öğünüp durursunuz, O’ndan öğrendiğiniz şekilde kurbanı keser ve Kabeyi’de   tavaf edersiniz. Bu yaptığınız ikiyüzlülüktür.Çünkü siz İbrahim’in yolunu değil,kendi istek ve arzularınıza uyan yolu seçiyorsunuz.Bilinç altınızda mensup olduğunuz kavmin ırkını yüceltmek ve onu ön planda tutmak vardır.İbrahim’in yolu olan İslam  yolu ise ikinci plana itilmektedir.Peki atalarınızın yolu, İbrahim’in yolu olan İslam’a ters düşse de mi o yolu izlemeye ve zorla izlettirmeye devam edeceksiniz?

   Ey vahyin yolundan saparak yolunu şaşırmış  insanlar ! Siz bilmiyor musunuz ki, yol düzelmeyince yolcunun da düzelmeyeceğini?... Siz bilmiyor musunuz doğru yoldan milimetrik bir sapmanın amellerde de kilometrelik sapmalara neden olacağını? …Siz bilmiyor musunuz şeytanın doğru yola oturup, yanlış yolları  vahyin altın ve süslü(zuhruf) yolları olarak göstermek isteyeceğini?... Yolları günah betonlarıyla, kaldırımları haram taşlarıyla, ışıkları isyan süsleriyle donatıp süsleyeceğini ve bu yolları, doğru yollarmış gibi gösterip ‘Bu yollar atalarınızın yolu, onların yolunu bırakmak olur mu?’ diye kalplerinize fısıldayacağını… Şeytanın sözlerine kanmayın, aldanmayın ve onun   tuzağa düşmeyin! Zira şeytanın yolları yol değil, yol gibi gözükür, şeytanın yolları örümceğin ipleriyle yapılmış asılsız, astarsız, tuzak olan ve üzerinde geçeni içine çekip uçuruma düşüren ve kendisiyle beraber haysiyetini,şerefini kaybedip ‘Esfele Safilin ‘çukurlarına yuvarlayan asmalı birer köprüye benzeyeceğini…

   Halbuki,  yolunu izlediğinizi söylediğiniz İbrahim, size doğru yolu göstermişti… Ve bu yolu Hz.Peygamber de gösterip devam ettirmişti… Bu yol, kutlu yolcularıyla gösterilmeye devam ediyor ve kıyamete kadar da devam edecektir ..Ne mutlu bu yola girenlere! Ne mutlu bu yoldayım diyenlere!Ne mutlu doğru yoldayım deyip de kendini bilenlere!

’Hani İbrahim babasına ve kavmine: «Gerçekten ben sizin taptığınız şeylerden uzağım. 'Beni Yaratan , bana doğru yolu gösterecektir.'’’(Zuhruf,26-27)

       İbrahim,’Babamdır,akrabamdır,kavmimdir,geleneklerimizdir,göreneklerimizdir,gözümüzü açtığımızda gördüklerimiz ve öğrendiklerimizdir,ne yapalım elimizde gelmeyenlerimizdir,başka çaremiz olmayıp çaresiz kaldıklarımızdır ‘demedi,diyemedi.Çünkü her şeyi gören,her şeyi işiten kendisine kulluk edilmeyince insanı ,gittiği yol üzerinde bırakan bir Allah var.

   İbrahim;’Yanlış yol, babamın da olsa, kavmimin de olsa, atalarımın da olsa asla tapmam ve tapmayacağım’ diyerek;

 ‘’… "Ben (de) zulüm ve kötülük diyarını terk ederek Rabbime (döneceğim): Şüphesiz O kudret ve hikmet sahibidir!" dedi.’’(Ankebut ,26)

   Allah’a yol bulup O’na dönmek… Dönmek te ne demek? O değimli ki;  döndüğüne yüzünle birlikte yüreğinle dönüp, uğrunda ölmek… Ve en büyük sözdür; ‘’… “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”’’(Enam,162)  sözünü söylemek…Zira Allah’a dönmek istersen sana bir yol bulunur…Unutmamalısın ki,O’na giden yollar hep doğru yoldur…Sen yürürsen O’na ,işte o zaman görürsün ki,bütün yollar sana doğrudur… Sen kapısını çalarsan, kapılar ardına kadar açılır ve her türlü sabır, sebat ,iman nimetleri sana sunulur…Ve bu nimetler aslında yüreğine yağan vahyin birer sabır suyudur…Bu sudan bir kez içen ,şeytanın yürek ayaklarını kaydırmak için ruhuna döktüğü her türlü kirli atığa karşı direnişe geçer ve seni bir şemsiye gibi korur… Ve artık seni kimse kandıramaz, aldatamaz,tuzağa düşüremez ve bilinmez yollara sokamaz ve sokmaya çalışamaz ve işte şeytan o zaman bu duruma adeta kudurur…Her türlü baskı ve zulüm seni zorlayamaz,engelleyemez ve hatta bütün bunlar ,kulağına ninni gibi sunulur…’Elbet bir hayır vardır’ deyip acıları derslere çevirirsin ki,acıların hocaların olur…Ve böylelikle ders çıkarırsın acılardan,ders alırsın  acıyı tadanlardan…Acılar adeta sana yardım eder,senin elinde tutar, götürür ve kulağına fısıldar sabır sabır diyen mesajları, Yüce Rahmandan…

 ‘’«Ey Ateş! İbrahim’in üzerine serin ve selâmetli ol.»’’(Enbiya,69)

   Serin olur o zaman yürekler… Vahyin sağnak yağmuruyla ıslanıp kor düştüğü o yerler… Açacak o zaman ayet ayet vahy kokan güller… Bir şiirdir tutturup da gider… ‘İmtihan imtihan’ diyen  İbrahim’i diller…

Eğer aşık  isen yare

Sakın aldanma ağyare

Düş İbrahim gibi nare.

Bu gülşende yanar olmaz.

   Kim Rahmanı görmezden gelir, negatif kutuplu nefsini beslerse,nefis adeta şeytanlaşıp ruhunu ve iradesini sarar…İşte o zaman ruhu karanlıkta kalıp tutunacak bir dal arar…Fakat, heyhat!Hiç kimse kalmamış, sadece kendisi ve etrafını kuşatmış şeytanlar…

’ Kim Rahman'ın zikrine(Kur’anına) aldırış etmezse, ona bir şeytanı sardırırız da onun arkadaşı olur.’’(Zuhruf,36)

   Kim görmezden gelirsen Kur’anı… İşte o zaman yanı başında görür şeytanı… Neden bu şeytan bana musallat oldu  demeden, iyi düşün o zaman anlarsın hatanı…

 ‘’ Dileyen ondan öğüt alır. Allah dilemezse onlar öğüt alamazlar. Koruyacak da O'dur, bağışlayacak da.’’(Müddesir,  55-56)

‘’ Bu bir hatırlatmadır: Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. çünkü her şeyi bilen, hikmet sahibi ancak Allah'tır.’’(İnsan,  29-30)

   Eğer kim vahiy den yüz çevirirse, kim Allah’a sırtını dönerse, kim nefsinin istek ve arzularını isterse ve  kim doğru yol varken yanlış yollara girmeyi dilerse, Allah onu dilediği yolda bırakır ve o yolun yolcusu olarak da ancak şeytan ona arkadaş olur…Zira Allah dileyeni doğru yola iletir.Dileyeni de gittiği yolda bırakır.Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.Allah irade verdi ve sizden dilediği de,  iradenizi kullanarak doğru yada doğru olmayan yollardan herhangi birisini dilemeniz… İki yoldan birini seçmek irade etmeniz demektir… İradenizle doğru ve yanlışı seçmeniz Allah’ın ‘dileyin’ emrini yerine getirmektir… Siz atalarınızın doğru yolunu değil ,yanlış yolunu seçmekle yanlış yolu tercih ettiniz ve bu seçiminizle şeytanı da arkadaş edindiniz…Dolayısıyla yanlış yolda olmanızın suçunu Allah’a atmakla asla samimi değilsiniz…Elbette Allah öncenizi ve sonranızı bilendir ve her şeyi görendir. Her şeyi gören, gittiğiniz yolları gördüğü gibi kalbe giden her yolu da bilen, nefsinin insana neler fısıldadığını da işitendir ve O size, şahdamarınızdan daha yakındır…

’Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.’’(Kaf,16)

‘’ Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor? Ona vermedik mi: İki göz, Bir dil ve iki dudak? Ona iki yolu göstermedik mi?’’(Beled,7-10)

   Ey insan! Sana göreceğin yollar ,   hakikati işitecek kulaklar ve hakikati konuşup anlayacak dil ve dudaklar ve hakikati idrak edecek akıllar verilmişken neden seni baştan çıkarıyor şeytanın  altınlarla ve nefse hoş gelen şeylerle süslemiş olduğu bu yanlış yollar…Unutma ki ,bir imkana çeviremezsen imanını,güçlenip musallat olacaktır sana şeytanlar…Yine unutmayasın ki,hiçbir zaman güçlü değildir  şeytanlar …Onları güçlendiren ise elbette ki,gittiğin yanlış yollar…

‘’Allah'a andolsun ki, senden önce de çeşitli ümmetlere de peygamberler gönderdik. Şeytan onlara yaptıkları kötülükleri güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur. Onları acıklı bir azap bekliyor.’’(Nahl,63)

’Sen mi sağıra işittireceksin,  yahut körü ve apaçık bir sapıklıkta olanı yola getireceksin? Şu halde şayet Biz seni alıp götürürsek (hayatını sona erdirsek), elbette onlardan intikam alacağız. Yahut onlara yaptığımız tehdidi sana gösterirsek! Şüphesiz Biz onlara bunu yapmaya da muktediriz. Sana vahyedilene sarıl; çünkü sen doğru yoldasın.’’(Zuhruf, 40-43)

‘’ (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet. Gazaba uğrayanların ve sapmışların değil; kendilerine iyilikte bulunduğun kimselerin yoluna...’’(Fatiha, 5-7)

’  Bu bir hatırlatmadır: Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.’’(İnsan,29)

VelhamdulillahiRabbilalemin              S.Budak 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !