Embed

BİR ŞEHİDE ASİYE

 

 

"Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:) Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır.
Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim."(Taha,38-39)

 

Tarih boyunca firavuni düzenler olmuştur ve olmaya da devam edecektir.Bu düzenlerin işledikleri zulümler hep aynı sadece araçlar ve zamanlar değişiktir..Bunların baskıcı ve zorba olması , halkı sınıflar ve kastlara bölmesi en büyük özellikleridir.Halkı,alt,orta ve üst yada efendiler,köleler ve diğerleri,yada çobanlar,çoban köpekleri ve sürüler, yada azınlık bir grubun saadeti için çoğunluğun felaketi üzerine sistemlerini kurmuşlardır.

Mısırda ki fravun da aynı yöntemi birkaç derece daha artırarak kullanmıştır.Erkek çocuklarını öldürüp,kız çocuklarını serbest bırakarak, hem annelerine acı çektirmek,hemde onları güçsüz bırakıp köleleştirmek suretiyle zulümlerini sürdürmüşlerdir.

Fravun’un en büyük korkusu ise,kendinden yaklaşık beş yüz yıl önce,Yusuf peygamber ismindeki mümin ve muvahhid israiloğulları soyundan olan peygamberin Tevhid-Adalet veÖzgürlüğü Mısır halkına tattırmasıydı.İkinci bir Yusuf peygamber hadisesi yaşamak istemiyordu.İktidarını kaybetme korkusuyla erkek çocukları öldürüyor,kız çocuklarını serbest bırakıyordu.Kız çocuklarını serbest bırakmasının sebebi onları asimile edip kendilerine hizmetçi olarak çalıştırmak idi.

Fravun’un diğer fravunlardan ayıran en büyük özelliği,zulmünün ana rahimlerine kadar uzanmasıydı.Bu, zulmün en üst safhasıydı.Buna ne can,ne vicdan ne de acı dayanırdı.İşte ilahi el,bu zulme son vermek için senaryosunu devreye sokuyordu.

Fravun kendi senaryosunu oynatıp,başarılı olacağını zannediyordu.Lakin,unuttuğu bir şey vardı. O da zulmün ilelebet süremeyeceği ve zalimin zulmü varsa,mazlumunda Allah’ı olduğu.Zira mümin ve muvahhid israiloğulları mazlum konumundaydı.Allah da onların senaryosuna karşılık ilahi senaryosunu devreye sokuyordu.

‘’Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar; Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum.’’

(Tarık,15-16)

Bu senaryoya göre roller değişmiş,kurulan oyunlar ve tuzaklar bozulmuştu.Evdeki hesap çarşıya uymamıştı.Zira zalimlerin senaryoları ve oyunları örümceğin evi gibi zayıf ve güçsüzdü.Çünkü onların oyunlarında kan,gözyaşı ve zulüm vardı. İlahi senaryoya göre Firavun, öldürmek istediği bebeği kendi elleriyle büyütecek .Büyüttüğü bebek, kendisini ve yaptığı zulümleri yok edecekti.Bir nevi kendi celladını kendisi yetiştirecekti. Böylelikle hiçbir zulüm sisteminin ilelebet sürmeyeceği kanıtlanmış olacaktı ve akılların,mantıkların, olmazların olduğu bir yerde Allah’ın taktirinin nasıl olaylara yön verildiği herkes tarafından da gözlenmiş olacaktı.Zira ilahi taktir için zaman ve mekan söz konusu değildir..

Yusuf’un rüyasının gerçekleşip ilahi adaletin oluşması için otuz küsür yıl geçmişti.

Ashabı kehf kıssasındaki Müslümanların, üçyüz küsür yıl uyutulmalarının sebebi,’’Allah ölüleri nasıl diriltecek’sorusunun sorulduğu bir zamanda, onları tekrar uyandırıp göstermek içindi.

Hz.İbrahim’in Harran’dan ayrılıp Mısır’a gitmesi, oradan Hacer ile Flistin’e ve Mekke’ye gidip Hacer ve İsmail’i orada bırakmaları en son Peygamber Hz.Muhammed(s.a.v)’in gelmesi üzerine kurulmuş ilahi taktirin bir senaryosuydu.Bu senaryo da en son peygamberin soyu ,annesi cariye olan siyahi birinden olmasıydı.Bu çok anlamlı bir olaydır.Hiçbir olay bu ilahi senaryonun dışına çıkamaz.Bu önceden yazılmış taktir edilmiş bir senaryodur.

‘’Biz her şeyi bir sisteme göre yarattık’’(Kamer,49)

İlahi senaryoda zaman söz konusu değildir.Allah katında zaman kavramı yok.O sonsuzdur ve sonu yoktur.O zamanla sınırlı değildir.Zamana gebe olan ,zamana yenik düşen,zamanın çarkları arasında ezilip yok olan bizleriz.Fakat zamanı zamansızlaştırıp,sabredenler,direnenler bunun dışındadırlar.Onlar ilahi taktirin taktirine güvenirler ve rıza gösterirler. Yeter ki ilahi senaryonun başrolünde oynayıp olaylara yönvermek istesinler.Tarihin ve zamanın nesnesi olmaktansa öznesi olup tarihin belirleyici rollerinde oynasınlar. "Tek başıma ne yapabilirim?"Sorusuna en iyi cevabı Hz.Yusuf vermiştir.Tek başına putperest Mısır ülkesine adalet,tevhid ve özgürlük getirmiştir. Allah(c.c),büyük olayların ortaya çıkması için ,küçük bir takım yan olaylar meydana getirir.Bu küçük olaylarda da bir takım kişiler rollerini oynarlar.Herkes kendine şu soruyu sormalıdır:

"Büyük senaryoların başrolünde oynamaya mı talibiz? Yoksa küçük senaryolarda  oyuncu yada figüran rolünde oynamaya mı talibiz?" Büyük senaryolarda oynamak, Yusuf,Musa,Asiya,Meryem,İsa olmayı gerektirir.Canlardan ve mallardan fedakarlık yapmayı gerektirir.Buna karar verecek bizleriz.

Ya seyredenlerden oluruz,yada yürüyenlerden oluruz.Seyretsek te,yürüsekte ilahi senaryo devrede olacak ve ilahi taktir tecelli edecektir...

Peygamber efendimiz(s.a.),’’Allah dilerse dinine bir kafir eliyle de yardım eder’’buyurmuştur.İşte Firavun’un rolüde bu şekilde değiştirilmişti.Firavun Musa’yı sarayında büyüterek bir nevi Allah’ın dinine yardım edecekti.Bu büyük olayın baş kahramanı ise eşi Asiya idi.Asiya ile ilgili şu ayeti kerimeler Kur’anda geçmektedir;

‘’ Allah, inkar edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi. Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."(Tahrim,10-11)

Bu iki ayeti kerimeden önce Peygamber eşlerinin ,Peygamber efendimizi üzmelerinden dolayı şu ayet ile ikaz edilmeleri:

‘’Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir.’’(Tahrim,5)

ve bu ayetten sonraki 10-11.ayetlerle iman eden,inkar eden kadınlara örnekler verilmesi tesadüf değildir.

Nuh ve Lut peygamberlerin eşleri ateşe girenlerden oldular.Eşlerinin peygamber olması onları kurtaramadı.Yakınlarının mümin olması,inanmış olması, kişilerin kendilerine faydası olmaz.Zira İman tek kişiliktir ve söze ihtiyacı yok.Öze bakar ,amele bakar.İman kalbe ekilen ve kökleri derinlere inen bir ağaç gibidir ve meyveside salih amellerdir.

’Kalbim temiz,annem babam hacı,hoca’sözlerini asla kabul etmez Hz.Nuh’un karısı,kavmine O’nun mecnun olduğunu söylerdi.Hz.Lut’un karısı da kocasına gelen erkek misafirleri gece ateş yakarak,gündüz de duman çıkararak haber verirdi.İkiside layık oldukları cezaya çarptırıldılar.

Aracı yok!..

Herkes tek başına yaptıklarından sorumludur.Zira Peygamber efendimiz(s.a.v)

’’Kızım Fatıma; babanın peygamber olması seni kurtarmaz.Sen yaptıklarına bak"demesi de çok anlamlıdır.

Fravun’un karısı Asiya,Hz.Musa’ya iman etmişti.Bundan dolayıda kocası,onun ellerinden ve ayaklarından dört kazığa bağlamış,göğsüne kocaman bir taş koymuş ve öylece yakıcı güneşe bırakmıştı.İşkence altında,Tahrim suresi 11’inci ayetinde zikredilen duayı yaparken can vermişti."Asiya"isminin anlamı ,küfre isyan manasına geliyordu.Hz.Musa’yı O büyütmüştü.Asiya ilahi senaryonun başrolünde oynayan bir oyuncu konumundaydı.Zira kendi konumunu kendisi belirlemişti.Peygamber efendimizde şu hadisi ile bu konumu tasdik ediyordu;

‘’Kadınlardan Fravun’un karısı Asiya,İmran kızı Meryem ve Aişe’den başka üstün kadın yoktur.’’(Buhari)

Bu üstünlük,Allah’ın verdiği bir üstünlük idi.Bütün kadınlardan üstün olmak… Şunu unutmayalım ki, rütbe,kıdem,şan,şeref mal, mülk hepside geçici ve dünyada kalacaktır.Bunlar Allah katında hiçbir anlam ifade etmeyen değerlerdir.Asiya’ya verilen değer Allah tarafından verilen ve baki kalacak üstün bir değerdir. Her kim Allah katındaki değerini görmek istiyorsa,yazılan ilahi senaryonun hangi rolünde oynadığına baksın.

Sürü rolünde mi? Yoksa çoban rolünde mi?

İzleyenler rolünde mi? Yoksa yürüyenler rolünde mi?

Baş rolde mi? Yoksa figüran rolünde mi?oynadığına baksın.

Dünya bir oyun sahnesidir.Herkes rolünü oynar.Oynadığı role göre karşılığı verilir.Rolü biten oyundan atılır,yerine yeni bir oyuncu tayin edilir.Bu kıyamete kadar sürecek tek perdelik bir oyundur. Allah, tarihi olayların hepsinde olaylara yön veren bir kahraman çıkarmıştır.Ashabı kehf kıssasında kahraman, kralın damadı idi.Hz.Musa kıssasındaki kahraman da Asiya idi. Musa’yı büyüten muvahhid,mümine Asiya… Bu rolü kendisi istemişti.Adeta "Allahım başrolde oynamaya hazırım"diyordu Asiya..Allah(c.c) O’nu zorlu bir imtihana hazır olduğunu denedikten sonra rütbesini,kıdemini,değerini belirlemişti.Duasını kabul edip karşılığında cennette bir ev tahsis etmişti. Zuleyha,Yusuf’a şekil ve suret verene değil,O’nun şekline suretine aşık olmuştu.Asiya ise Musa’ya değil asaya aşık olmuştu.Zira asa imanı temsil ediyordu.Bu asa bütün sihirbazların ,sihrini Allah’ın izniyle yutarak , sihirbazların Asiya ile birlikte iman etmesine vesile olmuştu.Onlar, öyle bir iman etmişlerdi ki,Fravun’un işkence ve ölüm tehdidlerine karşı adeta dalga geçiyorlardı. İmanın kişi üzerindeki gücünü ve kişiye kazandırdığı üstün cesareti görmek isteyenler.Asiya ve Musa’ya iman eden sihirbazlara baksın.Kendilerine ölçü olarak onları alsın,imanlarının derecesini,değerini ve gücünü onlarla karşılaştırsın.

‘’Fravun:’Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz?O muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür.Andolsun ki,ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım.Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz. (İman eden sihirbazlar şöyle) dediler:’Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı,asla seni tercih edemeyiz.Ne hüküm vereceksen ver.Sen ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin’

(Taha,71-71)

Asiya da sihirbazların işkencelerinin aynısına uğradı ve Allah yolunda canını verip şehid oldu.Asiya’yı Asiya yapan işkence altında canını vererek imanını tastik ettirmesiydi. Asiya’nın prenses olması,mal,mülk sahibi olması iman etmesine engel teşkiletmemişti..Makamlar,mevkiler,rütbeler iman etmeye engel değildir.Yeterki kalbini,yüreğini imana aç, o gelir ve birdaha çıkmamak üzere yerleşir oraya.

Asiya,dünyaya karşı ahreti tercih etmişti.

Fravun’un saraylarına karşı,cennetteki evi tercih etmişti.

Küfür karşısında imanı tercih etmişti.

Rahatlığın karşısında işkence çekmeyi tercih etmişti.

Yaşamak karşısında Allah yolunda ölmeyi tercih etmişti.

İşte acıların son bulup,rahatlığa kavuşmanın formülü bu idi. Siz gereğini yaparsanız Allah da gereğini yapar.Siz yüreğinizi açarsanız,Allah da iman tohumlarını eker ve onları besler.Siz sözünüzde durursanız,Allah da sözünde durur.Zira O sözünde en çok durandır.Siz Allah yolunda acıyı ve işkenceyi tercih ederseniz,Allah da acılarınızı tatlılığa dönüştürür.Siz dikenli yollarda yürümeye talib olursanız,Allah da yollarınızı güller ve çiçeklerle donatır. Tahrim suresi 10 ve 11’inci ayetlerde belirtildiği gibi iki yol gösteriliyor.

Ya iman,yada küfür.

Ya cennet,yada cehennem.

Ya dünya yada ahiret.

Ya Lut ve Nuh’un eşleri olan kadınlar gibi olmak,yadaMeryem,Asiya,Hatice ve Aişe gibi olmak.

Tercih sizin ,seçme hakkı sizin...

Asiya, böyle bir işkence altında dilekçesini Rabbine gönderiyor.Zira dua aynı zamanda bir dilekçedir.Rabbi, kendisine gönderilen dilekçeyi kabul ediyor...Dilekçelerin kabul ve kabul tarihleri Allah’a kalmıştır...


 

 

Rabbim!

bizlerinde dilekçesini kabul edenlerden eyle.

Rabbim! bizleride taktir ettiğin ilahi senaryoda başrolünde oynayanlardan eyle.

Üzerimize ilahi taktirin sonuçlarını bekleyecek ,Talut’un sabrından yağdır.

Rabbim! bizleri tek başına Tevhid-Adaletve Özgürlük getiren Yusuf’lardan eyle.

Rabbim! bizleri Meryem,Asiya,Musa gibi öncülerden eyle.

Rabbim!Meryem’e,söylediğin "üzülme" sözlerini kalbimize de fısılda..

Rabbim! çöllerde susuz kalmış Hacer’in zemzem sularıyla, çölleşmiş kalplerimizi ıslat.

Rabbim! ateş gibi yanan gönüllerimizi İbrahim’in gül bahçelerine çevir.

Rabbim!Yusufu zindandan saraya,Musa’yı saraydan çobanlığa iletip,

bir verip bir aldığın gibi ,

bizlerinde, verdiğin ve aldığın zamanlarda ayaklarımızı sabit kıl ve bizi sana kulluk edenlerden eyle.

Bizi bağışla,bize merhamet et,bize acı...

Zira Sen en çok merhamet eden ve bağışlayanlardansın.

*Seyfettin Budak

 

 

"Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:) Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır.
Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim."(Taha,38-39)

 

Tarih boyunca firavuni düzenler olmuştur ve olmaya da devam edecektir.Bu düzenlerin işledikleri zulümler hep aynı sadece araçlar ve zamanlar değişiktir..Bunların baskıcı ve zorba olması , halkı sınıflar ve kastlara bölmesi en büyük özellikleridir.Halkı,alt,orta ve üst yada efendiler,köleler ve diğerleri,yada çobanlar,çoban köpekleri ve sürüler, yada azınlık bir grubun saadeti için çoğunluğun felaketi üzerine sistemlerini kurmuşlardır.

Mısırda ki fravun da aynı yöntemi birkaç derece daha artırarak kullanmıştır.Erkek çocuklarını öldürüp,kız çocuklarını serbest bırakarak, hem annelerine acı çektirmek,hemde onları güçsüz bırakıp köleleştirmek suretiyle zulümlerini sürdürmüşlerdir.

Fravun’un en büyük korkusu ise,kendinden yaklaşık beş yüz yıl önce,Yusuf peygamber ismindeki mümin ve muvahhid israiloğulları soyundan olan peygamberin Tevhid-Adalet veÖzgürlüğü Mısır halkına tattırmasıydı.İkinci bir Yusuf peygamber hadisesi yaşamak istemiyordu.İktidarını kaybetme korkusuyla erkek çocukları öldürüyor,kız çocuklarını serbest bırakıyordu.Kız çocuklarını serbest bırakmasının sebebi onları asimile edip kendilerine hizmetçi olarak çalıştırmak idi.

Fravun’un diğer fravunlardan ayıran en büyük özelliği,zulmünün ana rahimlerine kadar uzanmasıydı.Bu, zulmün en üst safhasıydı.Buna ne can,ne vicdan ne de acı dayanırdı.İşte ilahi el,bu zulme son vermek için senaryosunu devreye sokuyordu.

Fravun kendi senaryosunu oynatıp,başarılı olacağını zannediyordu.Lakin,unuttuğu bir şey vardı. O da zulmün ilelebet süremeyeceği ve zalimin zulmü varsa,mazlumunda Allah’ı olduğu.Zira mümin ve muvahhid israiloğulları mazlum konumundaydı.Allah da onların senaryosuna karşılık ilahi senaryosunu devreye sokuyordu.

‘’Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar; Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum.’’

(Tarık,15-16)

Bu senaryoya göre roller değişmiş,kurulan oyunlar ve tuzaklar bozulmuştu.Evdeki hesap çarşıya uymamıştı.Zira zalimlerin senaryoları ve oyunları örümceğin evi gibi zayıf ve güçsüzdü.Çünkü onların oyunlarında kan,gözyaşı ve zulüm vardı. İlahi senaryoya göre Firavun, öldürmek istediği bebeği kendi elleriyle büyütecek .Büyüttüğü bebek, kendisini ve yaptığı zulümleri yok edecekti.Bir nevi kendi celladını kendisi yetiştirecekti. Böylelikle hiçbir zulüm sisteminin ilelebet sürmeyeceği kanıtlanmış olacaktı ve akılların,mantıkların, olmazların olduğu bir yerde Allah’ın taktirinin nasıl olaylara yön verildiği herkes tarafından da gözlenmiş olacaktı.Zira ilahi taktir için zaman ve mekan söz konusu değildir..

Yusuf’un rüyasının gerçekleşip ilahi adaletin oluşması için otuz küsür yıl geçmişti.

Ashabı kehf kıssasındaki Müslümanların, üçyüz küsür yıl uyutulmalarının sebebi,’’Allah ölüleri nasıl diriltecek’sorusunun sorulduğu bir zamanda, onları tekrar uyandırıp göstermek içindi.

Hz.İbrahim’in Harran’dan ayrılıp Mısır’a gitmesi, oradan Hacer ile Flistin’e ve Mekke’ye gidip Hacer ve İsmail’i orada bırakmaları en son Peygamber Hz.Muhammed(s.a.v)’in gelmesi üzerine kurulmuş ilahi taktirin bir senaryosuydu.Bu senaryo da en son peygamberin soyu ,annesi cariye olan siyahi birinden olmasıydı.Bu çok anlamlı bir olaydır.Hiçbir olay bu ilahi senaryonun dışına çıkamaz.Bu önceden yazılmış taktir edilmiş bir senaryodur.

‘’Biz her şeyi bir sisteme göre yarattık’’(Kamer,49)

İlahi senaryoda zaman söz konusu değildir.Allah katında zaman kavramı yok.O sonsuzdur ve sonu yoktur.O zamanla sınırlı değildir.Zamana gebe olan ,zamana yenik düşen,zamanın çarkları arasında ezilip yok olan bizleriz.Fakat zamanı zamansızlaştırıp,sabredenler,direnenler bunun dışındadırlar.Onlar ilahi taktirin taktirine güvenirler ve rıza gösterirler. Yeter ki ilahi senaryonun başrolünde oynayıp olaylara yönvermek istesinler.Tarihin ve zamanın nesnesi olmaktansa öznesi olup tarihin belirleyici rollerinde oynasınlar. "Tek başıma ne yapabilirim?"Sorusuna en iyi cevabı Hz.Yusuf vermiştir.Tek başına putperest Mısır ülkesine adalet,tevhid ve özgürlük getirmiştir. Allah(c.c),büyük olayların ortaya çıkması için ,küçük bir takım yan olaylar meydana getirir.Bu küçük olaylarda da bir takım kişiler rollerini oynarlar.Herkes kendine şu soruyu sormalıdır:

"Büyük senaryoların başrolünde oynamaya mı talibiz? Yoksa küçük senaryolarda  oyuncu yada figüran rolünde oynamaya mı talibiz?" Büyük senaryolarda oynamak, Yusuf,Musa,Asiya,Meryem,İsa olmayı gerektirir.Canlardan ve mallardan fedakarlık yapmayı gerektirir.Buna karar verecek bizleriz.

Ya seyredenlerden oluruz,yada yürüyenlerden oluruz.Seyretsek te,yürüsekte ilahi senaryo devrede olacak ve ilahi taktir tecelli edecektir...

Peygamber efendimiz(s.a.),’’Allah dilerse dinine bir kafir eliyle de yardım eder’’buyurmuştur.İşte Firavun’un rolüde bu şekilde değiştirilmişti.Firavun Musa’yı sarayında büyüterek bir nevi Allah’ın dinine yardım edecekti.Bu büyük olayın baş kahramanı ise eşi Asiya idi.Asiya ile ilgili şu ayeti kerimeler Kur’anda geçmektedir;

‘’ Allah, inkar edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi. Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar."(Tahrim,10-11)

Bu iki ayeti kerimeden önce Peygamber eşlerinin ,Peygamber efendimizi üzmelerinden dolayı şu ayet ile ikaz edilmeleri:

‘’Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa- ona yerinize sizlerden daha hayırlı Müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir.’’(Tahrim,5)

ve bu ayetten sonraki 10-11.ayetlerle iman eden,inkar eden kadınlara örnekler verilmesi tesadüf değildir.

Nuh ve Lut peygamberlerin eşleri ateşe girenlerden oldular.Eşlerinin peygamber olması onları kurtaramadı.Yakınlarının mümin olması,inanmış olması, kişilerin kendilerine faydası olmaz.Zira İman tek kişiliktir ve söze ihtiyacı yok.Öze bakar ,amele bakar.İman kalbe ekilen ve kökleri derinlere inen bir ağaç gibidir ve meyveside salih amellerdir.

’Kalbim temiz,annem babam hacı,hoca’sözlerini asla kabul etmez Hz.Nuh’un karısı,kavmine O’nun mecnun olduğunu söylerdi.Hz.Lut’un karısı da kocasına gelen erkek misafirleri gece ateş yakarak,gündüz de duman çıkararak haber verirdi.İkiside layık oldukları cezaya çarptırıldılar.

Aracı yok!..

Herkes tek başına yaptıklarından sorumludur.Zira Peygamber efendimiz(s.a.v)

’’Kızım Fatıma; babanın peygamber olması seni kurtarmaz.Sen yaptıklarına bak"demesi de çok anlamlıdır.

Fravun’un karısı Asiya,Hz.Musa’ya iman etmişti.Bundan dolayıda kocası,onun ellerinden ve ayaklarından dört kazığa bağlamış,göğsüne kocaman bir taş koymuş ve öylece yakıcı güneşe bırakmıştı.İşkence altında,Tahrim suresi 11’inci ayetinde zikredilen duayı yaparken can vermişti."Asiya"isminin anlamı ,küfre isyan manasına geliyordu.Hz.Musa’yı O büyütmüştü.Asiya ilahi senaryonun başrolünde oynayan bir oyuncu konumundaydı.Zira kendi konumunu kendisi belirlemişti.Peygamber efendimizde şu hadisi ile bu konumu tasdik ediyordu;

‘’Kadınlardan Fravun’un karısı Asiya,İmran kızı Meryem ve Aişe’den başka üstün kadın yoktur.’’(Buhari)

Bu üstünlük,Allah’ın verdiği bir üstünlük idi.Bütün kadınlardan üstün olmak… Şunu unutmayalım ki, rütbe,kıdem,şan,şeref mal, mülk hepside geçici ve dünyada kalacaktır.Bunlar Allah katında hiçbir anlam ifade etmeyen değerlerdir.Asiya’ya verilen değer Allah tarafından verilen ve baki kalacak üstün bir değerdir. Her kim Allah katındaki değerini görmek istiyorsa,yazılan ilahi senaryonun hangi rolünde oynadığına baksın.

Sürü rolünde mi? Yoksa çoban rolünde mi?

İzleyenler rolünde mi? Yoksa yürüyenler rolünde mi?

Baş rolde mi? Yoksa figüran rolünde mi?oynadığına baksın.

Dünya bir oyun sahnesidir.Herkes rolünü oynar.Oynadığı role göre karşılığı verilir.Rolü biten oyundan atılır,yerine yeni bir oyuncu tayin edilir.Bu kıyamete kadar sürecek tek perdelik bir oyundur. Allah, tarihi olayların hepsinde olaylara yön veren bir kahraman çıkarmıştır.Ashabı kehf kıssasında kahraman, kralın damadı idi.Hz.Musa kıssasındaki kahraman da Asiya idi. Musa’yı büyüten muvahhid,mümine Asiya… Bu rolü kendisi istemişti.Adeta "Allahım başrolde oynamaya hazırım"diyordu Asiya..Allah(c.c) O’nu zorlu bir imtihana hazır olduğunu denedikten sonra rütbesini,kıdemini,değerini belirlemişti.Duasını kabul edip karşılığında cennette bir ev tahsis etmişti. Zuleyha,Yusuf’a şekil ve suret verene değil,O’nun şekline suretine aşık olmuştu.Asiya ise Musa’ya değil asaya aşık olmuştu.Zira asa imanı temsil ediyordu.Bu asa bütün sihirbazların ,sihrini Allah’ın izniyle yutarak , sihirbazların Asiya ile birlikte iman etmesine vesile olmuştu.Onlar, öyle bir iman etmişlerdi ki,Fravun’un işkence ve ölüm tehdidlerine karşı adeta dalga geçiyorlardı. İmanın kişi üzerindeki gücünü ve kişiye kazandırdığı üstün cesareti görmek isteyenler.Asiya ve Musa’ya iman eden sihirbazlara baksın.Kendilerine ölçü olarak onları alsın,imanlarının derecesini,değerini ve gücünü onlarla karşılaştırsın.

‘’Fravun:’Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz?O muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür.Andolsun ki,ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım.Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz. (İman eden sihirbazlar şöyle) dediler:’Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı,asla seni tercih edemeyiz.Ne hüküm vereceksen ver.Sen ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin’

(Taha,71-71)

Asiya da sihirbazların işkencelerinin aynısına uğradı ve Allah yolunda canını verip şehid oldu.Asiya’yı Asiya yapan işkence altında canını vererek imanını tastik ettirmesiydi. Asiya’nın prenses olması,mal,mülk sahibi olması iman etmesine engel teşkiletmemişti..Makamlar,mevkiler,rütbeler iman etmeye engel değildir.Yeterki kalbini,yüreğini imana aç, o gelir ve birdaha çıkmamak üzere yerleşir oraya.

Asiya,dünyaya karşı ahreti tercih etmişti.

Fravun’un saraylarına karşı,cennetteki evi tercih etmişti.

Küfür karşısında imanı tercih etmişti.

Rahatlığın karşısında işkence çekmeyi tercih etmişti.

Yaşamak karşısında Allah yolunda ölmeyi tercih etmişti.

İşte acıların son bulup,rahatlığa kavuşmanın formülü bu idi. Siz gereğini yaparsanız Allah da gereğini yapar.Siz yüreğinizi açarsanız,Allah da iman tohumlarını eker ve onları besler.Siz sözünüzde durursanız,Allah da sözünde durur.Zira O sözünde en çok durandır.Siz Allah yolunda acıyı ve işkenceyi tercih ederseniz,Allah da acılarınızı tatlılığa dönüştürür.Siz dikenli yollarda yürümeye talib olursanız,Allah da yollarınızı güller ve çiçeklerle donatır. Tahrim suresi 10 ve 11’inci ayetlerde belirtildiği gibi iki yol gösteriliyor.

Ya iman,yada küfür.

Ya cennet,yada cehennem.

Ya dünya yada ahiret.

Ya Lut ve Nuh’un eşleri olan kadınlar gibi olmak,yadaMeryem,Asiya,Hatice ve Aişe gibi olmak.

Tercih sizin ,seçme hakkı sizin...

Asiya, böyle bir işkence altında dilekçesini Rabbine gönderiyor.Zira dua aynı zamanda bir dilekçedir.Rabbi, kendisine gönderilen dilekçeyi kabul ediyor...Dilekçelerin kabul ve kabul tarihleri Allah’a kalmıştır...


 

 

Rabbim!

bizlerinde dilekçesini kabul edenlerden eyle.

Rabbim! bizleride taktir ettiğin ilahi senaryoda başrolünde oynayanlardan eyle.

Üzerimize ilahi taktirin sonuçlarını bekleyecek ,Talut’un sabrından yağdır.

Rabbim! bizleri tek başına Tevhid-Adaletve Özgürlük getiren Yusuf’lardan eyle.

Rabbim! bizleri Meryem,Asiya,Musa gibi öncülerden eyle.

Rabbim!Meryem’e,söylediğin "üzülme" sözlerini kalbimize de fısılda..

Rabbim! çöllerde susuz kalmış Hacer’in zemzem sularıyla, çölleşmiş kalplerimizi ıslat.

Rabbim! ateş gibi yanan gönüllerimizi İbrahim’in gül bahçelerine çevir.

Rabbim!Yusufu zindandan saraya,Musa’yı saraydan çobanlığa iletip,

bir verip bir aldığın gibi ,

bizlerinde, verdiğin ve aldığın zamanlarda ayaklarımızı sabit kıl ve bizi sana kulluk edenlerden eyle.

Bizi bağışla,bize merhamet et,bize acı...

Zira Sen en çok merhamet eden ve bağışlayanlardansın.

*Seyfettin Budak

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !