Embed

DİRİLİŞLE GERÇEĞE ULAŞMAK

VAHYİN İBRETLİK TABLOSU-10

DİRİLİŞLE GERÇEĞE ULAŞMAK

‘’ Ve: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azap) ne zaman (gelecek)?" diyorlar. Onların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar. Artık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler.’’(Yasin:48-50)

Yeryüzündeki her canlının yok olup,hesap gününün gelmesini sağlayan bir tablo.Mekke müşriklerinin ‘’ne zaman gelecek’’ dediği ve tüm insanlığa bir uyarı niteliğiyle zamanı verilmeyen kıyamet tehditi bu ayetle evrenselleştirilmiştir.Dikkat edilirse,Mekke müşriklerinden önceki kavimlerde yaşayan müşrikler de aynı soruyu sormuşlardı.Fakat kıyamet ne Firavun’un ne Nemrut’un ne de Mekke müşriklerinin başına kopmuştu.Eğer kıyamet saati Mekke müşriklerinin başına kopsaydı Hz.Peygamber de bu kıyamete uğrayacaktı.O halde müşriklerin kıyamet saatiyle korkutulmasının sebebi nedir?

Kıyametin dehşetiyle mi yoksa kıyamet kopup ta yeryüzünde hiçbir canlı kalmayıp,insanlar tekrar diriltilip hesaplarının görülmesi ve ardından cehennemliklerin ve cennetliklerin belirlenmesi mi?

Elbette ki asıl korkutulan kıyametin dehşeti olsaydı.Mekke müşriklerinin ‘’Ey Muhammed kıyamet başımıza koparsa sende bizimle beraber bu kıyametin dehşeti içinde öleceksin’’ sözü olurdu.

O zaman şu sonuca varabiliriz.Kıyametin dehşetli tabloları Allah’ın azametini,gücünü,kudretini gösterir.Evreni yoktan var eden Allah’ın bir çırpıda tekrar evreni eskine haline döndürüp nasıl da yerle bir ettiğini gösterir.Böyle güçlü,Kahhar ve Cabbar olan Allah’ın elbette ki bu dehşetli kıyamet sahnesinden sonra hesap görülme safhasına geçeceğini gösterir.Yoksa her canlının can vereceği bu kıyamet saatinin kopmasının bir anlamı olmaz.

Kıyamet saatinin dehşeti,ondan sonra tekrar dirilmeyle yapılacak hesabın zorlu ve çetin bir gün olacağının da habercisidir.Artık bütün zalimler hesap verecektir.Yaptıkları yanlarına kar kalmayacaktır.Onlarda bunu biliyorlar.Bu yüzden  "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!", "Bu çetin bir gündür!"sözlerini söylerler.

O halde şu soruları sorabiliriz.

Neden kıyamet bu azılı kafirlerin ve zalimlerin başına kopmuyor da ileri zamanlardaki insanların başına kopuyor?Kıyamet saatinin kopmasıyla ölen insanlar kötü insanlar mı?Ya da kıyamet saatinin koptuğu zaman ,kötü zamanlar mı?Kıyametin kopmasıyla ölen insanlar cennete gidemeyecekler mi?Yoksa kıyamet başlarına koptuğu için direkt cehenneme mi girecekler?

Bu gün herhangi bir şiddetli deprem ile can veren ile kıyametin sarsıntısıyla bir enkazın altında can veren arasında ne fark var?

Adil olan Allah’ın Kur’an’da da belirttiği gibi insan hangi ölümle ölürse ölsün,kesinlikle adil bir hesapla yargılanmadan cennet ve cehenneme giremeyecektir.

Bütün peygamberler kavimlerini kıyamet saati ile korkuturken evreni yoktan var eden Allah’ın tekrar bu evereni bir çırpıda hallaç pamuğuna çevireceğini ileri sürerek Allah’ın gücünü ve kudretini ortaya koymaya çalışmışlardır.Bu güçlü ve kudretli Allah’ın hiçbir şeyi hesapsız bırakmayacağını muhakkak en ince detayına kadar herkesi hesaba çekeceğini ortaya koymaya çalışmışlardır.Müşriklerin asıl korktuğu yada müşriklerin asıl korkutulduğu şey, bu hesap sorma zamanıdır.

Herhangi bir peygamber zamanında,ona tabi olanlar çoğalmışsa ve Allah’ın emirlerine uyulmuşsa işte o zaman, asrı saadettir.İslam’ın yaşandığı üstün çağdır ve zamandır.Yoksa sadece Hz.Peygamber dönemini asrı saadet kabul edipte önceki ve sonraki zamanlarda ne kadar İslam’ı yaşasan da yaşa hiçbir zaman asrı saadet zamanı olamayacağını ve zaman geçtikçe insanların ve zamanın kötüleşeceğini kıyametin de bu kötü insanlar üzerine kopacağını ve bu kötü zamanın bir sürü belirtisi olacağını anlatan uydurma hadisler ileri sürmek, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi İslam’ı bozmaktır ve onu tahrif etmektir.Bu konularda hadislerin rivayet edildiği çağa baktığımızda Emeviler’in saltanatında zulümlerini artırdıkları dönemi görürsünüz.Emeviler dönemi ,kıyametin alametleri,asrı saadet,kabir ve kader gibi konularda uydurma hadislerin arttığı bir dönemdir.

İnsanlara şu soruyu sormak gerekir.Kıyamet kopuncaya kadar yaşamak ister misin?Ya da kıyamet kopmadan ölmek de bir nimet değil midir?Kim ister kıyametin kendi başına kopmasını.

Bu dehşetli anı kim yaşamak ister ki?Çünkü O an dillerin ve gözlerin anlatamayacağı bir andır.

‘’ Ey insanlar, Rabbinizden korkun, çünkü (Duruşma) sa'ati(ni)n depremi, cidden korkunç bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, her emziren, emzirdiğinden geçer; her gebe yükünü bırakır; insanları sarhoş görürsün, oysa sarhoş değillerdir ama Allah'ın azabı şiddetlidir (bu dehşetli azap, onların akıllarını başlarından almıştır.)’’(Hacc:1-2)

Dehşetin üç boyutu ortaya konuluyor.Yavrusunu canından çok seven annenin yavrusunu bırakıp kendi derdine düşmesi,korkudan ve dehşetten hamile kadının yavrusunu düşürmesi ve insanların sarhoş gibi yürümekten zorluk çekmesi.İşte yeryüzündeki insanlığın ve imtihanın sonu.

İlk insandan,son insana kadar ölüm uykusunda olan insanın geçirmiş olduğu imtihanın sonucunu görmesi için tekrar diriliş anı başlıyor.

‘’ Ve sura üfürülür. O anda onlar kabirlerinden çıkmış, Rablerine doğru koşmaktadırlar. Dediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!"’’(Yasin:51-52)

Hiçbir şeyden habersiz bir halde ölüm uykusunda yatarken,yattıkları yerden sanki memnunmuşlar  gibi"Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?’’sorusunun ardından fıtrata dönük akılları sayesinde gerçeği gören ve gerçeği sorgulayan bir serzeniş ve pişmanlıkla’’ İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!"sözleri oluyor.Demek ki onlar;ölüm uykusundan dirilinceye kadar ki süre içinde Rahman’ın vaat ettiklerinin ve peygamber’in doğru söylediğinin farkında değiller.

Artık daha önce ölenler uyanmışlar ve kabirlerinden çıkmaya ve bir yöne doğru koşmaya başlamışlar.Onların birden bire uyandırılmaları anında yaşadıkları dehşetin tablosu ise şöyle anlatılıyor;

‘’ Bunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor.Öyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün, Gözler 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'etrafa serpilen' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar. Boyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kâfirler: "Bu çetin bir gündür!" derler.’’(Kamer:5-8)

Allah’ın, kabirlerinden çıkan insanları çekirge sürüsüne benzetmesinin elbette bir çok hikmeti vardır.Çekirge sürüleri çok kalabalık ve çıkardıkları bir ses ile aynı yöne, aynı anda uğultulu bir biçimde hareket ederler.Hareket ettiklerinde aniden havayı kararmış bir halde görürsün.Çekirgenin gözleri boş ve anlamsız bir bakışı andırırlar.Dışa doğru iri gözler adeta bir dehşet yada korku anını andırırlar.

Umutsuz bakışlar,boş bakışlar ve yüz mimiklerinden,vücut hareketlerinden bağımsız sadece bir yöne,hiç kıpırdamadan uzun uzun ve derin derin bakışlar…At gözüyle bir noktaya odaklanmış,adeta bütün vücudu o noktaya doğru hareket ettiren güçlü bakışlar…

Birbirlerine bile bakmaya fırsat bulamayan ve herkesin bu şaşkın ve dehşetli görünümü insanların şu cümleleri söylemelerine yetiyor:’’ Bu çetin bir gündür!".Veherkes çağrıcıya doğru koşarken niçin koştuklarının da farkına varıyorlar.

Aşağıdaki ayeti kerimede görüldüğü gibi onlara kabirlerinden kalkıp çağrıcının çağıracağı güne kadar bir mühlet veriliyor.

‘’ Zalimlerin yaptığından Allah'ı gafil sanma, O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı bir güne ertelemektedir. (O gün) başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez, (öyle donup kalmıştır sanki). Yüreklerinin içi de bomboş havadır. (Şaşkınlıktan, kafalarında düşünce adına bir şey kalmamıştır).’’(İbrahim:42-43)

Zalimlerin yaptıkları zulümler,onlar öldükten sonra tekrar dirilip kabirlerinden çıkıncaya ve hesaplarının görülmesi için çağrıcıya doğru koşuncaya dek ertelendiğini görüyoruz.Onlarında boş bakışlarla ve yüreklerindeki dehşet,acı ve keder duygularıyla bir noktaya,bir hedefe doğru koştuklarını görüyoruz.Dikkat edilirse zalimde olsa,öldükten sonra kıyamet kopup da tekrar dirilip hesap görünceye kadar kabirlerinde bir sorgu,sual ve ceza söz konusu değil.Pekala şu soruyu sorabiliriz.

Yukarıda açıklanan ayeti kerimelerde kabir azabıyla ilgili yada kabirde Münker ve Nekir adlı meleklerin ‘’Rabbin kim?’’’’Peygamber’in kim’’ gibi soruların sorulduğu hadis olduğu söylenilen sözlerle ilgili niçin bir söz,bir anlam ve açıklama yok? Niçin kabir ve kabir sorgusu ile ilgili hadisler uydurulma gereği duyulmuş?Bunun cevabı aşağıda verilecek.

Onların bu dehşetli anı sergilendikten sonra hesaplar en ince ve en hızlı bir şekilde görülüyor.

‘’ (Bu azab,) Allah'ın her nefsi kendi kazandığıyla cezalandırması içindir. Hiç şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir.’’(İbrahim:51)

‘’ Bugün her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı seri görendir.’’(Mu’min:17)

Evet o gün kimseye haksızlık edilerek zulüm edilmeyecek ve Allah, hesabı çabuk ve seri görecektir.Hesap ,günleri ve ayları almayacak. Çünkü bu konuda bir çok uydurma hadislerde olduğu gibi İnsanlar aylar yıllar beklemeyecek ve beklemekten dolayı güneş bir arşın yaklaşıp insanlar dizlerine kadar terlere batmayacak.

Aynı şekilde toplu olarak hesapların görülmesi için kıyametin kopması insanların toplanması ardından cennet ve cehennemin yaklaştırılması ve görülen hesabın ardından cennetliklerin cennete,cehennemliklerin cehenneme girmelerini anlatan ve hesap niteliğinde ilk sorunun sorulduğu başka bir tabloda şu şeklide anlatılıyor:

‘’ Güneş büzüldüğü zaman, Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman, Dağlar yürütüldüğü zaman, On aylık gebe develer başı boş bırakıldığı zaman, Vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman, Denizler kaynatıldığı zaman, Nefisler çiftleştirildiği zaman. Ve sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza: "Hangi günah(ı) yüzünden öldürüldü?" diye. (Amel) defterler(i) açılıp yayıldığı zaman, Gök sıyrılıp açıldığı zaman, Cehennem alevlendirildiği zaman, Cennet yaklaştırıldığı zaman, Her can, ne yapıp getirdiğini bilir.’’(Tekvir:1-14)

Diriliş ve hesap görülüş ardından cennet ve cehennem sahnelerinin anlatıldığı tabloya geçiliyor.

‘’ İnkarcılar bölük bölük cehenneme sevk edilmiştir. Oraya geldikleri zaman kapıları açılmış ve oranın bekçileri onlara: -İçinizden size, Allah’ın ayetlerini okuyan ve sizi bu güne kavuşmak ile uyaran elçiler gelmedi mi? demiş, onlar da: -Evet, geldi, demişlerdir. Fakat, artık inkarcılara verilen azap sözü yerini bulmuştur. "O halde içinde ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin yeri ne kötüymüş!" denilmiştir.’’(Zümer:71-72)

‘’ Rab’lerine karşı gelmekten sakınanlar ise bölük bölük cennete sevk olunurlar. Nihayet oraya varıp da kapıları açılınca cennet bekçileri "Selâm olsun sizlere, ne mutlu size! Haydi, ebediyyen kalmak üzere, giriniz oraya!" derler. Onlar da şöyle karşılık vermişlerdir: Bize verdiği sözü yerine getiren ve cennetten dilediğimiz yere yerleştiren, dünyaya mirasçı yapan Allah’a hamdolsun! Çalışanların ödülü ne güzeldir!’’(Zümer:73-74)

Ve sahne tamamlanıyor:’’Orada meleklerin Arşın etrafında Rab’lerini hamd ile tesbih ederek döndüklerini görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiş ve: -Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur, denilmiştir.’’(Zümer:75)

Yukarıda bahsettiğimiz kabir azabı,kabir sorgusu,sırat köprüsü ve bitmek bilmeyen hesap ile ilgili uydurma hadisleri kimler İslam’a sokmuştur?

Eski İran’daki Zerdüşlük dininde,bu dinin öğretilerinin bulunduğu ve adına Avesta denilen metinlere bakıldığında insanlar ölünce yerin altına bir yolculuk yaparlar ve yaptıkları bu yolculuk sonrasında kıldan ince kılıçtan keskin bir köprünün üzerinde geçmeyi başarırlarsa cennete girebileceklerini söylerler.Yani insanların yaptıkları amellere bakmadan bir cambaz misali bu köprüden geçenler cennete ve geçemeyenler ise cehenneme girerler.Bu konuda bir çok hadis olduğu söylenilen sözler İslam’a sokulmuştur.Bu kıldan ince köprüden geçebilmesinin tek şartı ise ancak bir kurtarıcı tarafından gerçekleştirilebileceğini de iddia ederler.

Özellikle Platonun ruhçuluk felsefesi ile ölümden sonra ruhun ölmediğini ve yer altında karanlıklarda ilerleyerek ahiret denilen yerde ilerleyişine devam ederek,oradan oraya dolaştığını,orada hesaba çekildiğini,azap gördüğünü ve tekrar dünyaya gelip bu dolaşımına devam ettiğini iddia etmesiyle,bu öğretilerin aynısı yada benzerini özellikle bazı tarikat ve tasavvuf ehli tarafından uydurma hadislerle İslam’a sokulmuştur.Bazı cemaat yada tarikat mensupları ölü yada diri olan şeyhlerini ‘’Yetiş ya Gavs!’’ ‘’Yetiş ya Şeyh!’’yada ‘’yetiş ya Hamza!’’ yada ‘’yetiş ya Muhammed!’’ diyerek bu ruhların gücünden faydalandıklarını iddia ederler.Halbuki Allah’tan başka her canlının öleceğinin ve onların öldükten sonra hiç kimseye yardım edemeyeceklerini ve bu yardıma çağırma eyleminin en büyük şirk yani Allah’a ortak koşma eylemi olduğunu ve bu eylemin asla af edilmeyeceğini Allah bizlere bildirmektedir.Platon’un ruhçulukla ilgili bu diyaloğu konunun sonunda yer alacaktır.

Peki niçin bazı tarikat ehli olanlar kabir azabının olduğunu ve ruhun oradan oraya dolaştığı fikrine sarılırlar?

Dikkat ederseniz tarikat ehline mensup insanlardan biri ölünce,o tarikattan görevli birisi gelip kabrin başında ölen kişinin ruhunun sağlıklı bir şekilde sırattan geçip yolculuğunu tamamlaması için şeyhin temsilcisi olarak dua eder.Ölmüş şeyhinin ruhunu çağırarak gerek dünyada gerekse öldükten sonra gelip kendisine yardım edeceğine inanarak ona dua edip,ondan yardım ister.

Yunan felsefesi tarafından İslam’a sokulmuş olan bu ruhçuluk,toplumda ölünün yedisi,kırkı gibi inanışlara sebep olmuştur.Ölmüş birinin ruhundan yardım istemek ve medet ummak en büyük şirktir.Bu yüzden İslam dininin en büyük kaynağı Kur’an’dır.Ardından Hz.Peygamber’in yaşantısını ve hadislerini Kur’an eşliğinde düşündüğümüz sünneti yer alır.Rabbim bizleri dosdoğru dine ulaştırmasını nasip etsin.Yahudi ve Hristiyanlar gibi dinlerini tahrif ederek bozmuş olanlar gibi bizleri de İslam dinini tahrif ederek uydurma bir din haline getirenlerden eylemesin.

İslam’da ruhçuluk ve kabir sorgusunun ve kabir azabının yer etmesine sebep olan Platon’a ait Yunan mitolojilerinden birinde  şöyle anlatılıyor.

“Armeios Oğlu Er” Hikâyesi(Mitolojisi)

Platon’un Glaukon adında bir kişi ile yaptığı diyalog şeklindeki bir konuşmada hikâye şöyle anlatılmaktadır:

“Bir Alkinoos5 (Alkinoos, eski adı Koro olan Scheria adasında yaşamış bir kralın adıdır.)masalı değil şimdi sana anlatacak olduğum: Bir yiğidin,Pamphlia’dan gelme Armeios oğlu Er’in başından geçeni anlatacağım.Bu yiğit bir savaşta ölüyor. On gün sonra onu, kokmaya başlamış ölüler arasında bozulmamış bir halde, kaldırıp evine götürüyorlar gömmek için.On ikinci gün, ölüsünü yakacakları sırada yiğit diriliyor. Anlatıyor o zaman ötede gördüklerini.Canı bedeninden çıkar çıkmaz birçoklarıyla birlikte yola düzülmüş.

Hep birden görülmedik bir güzel yere gelmişler. Orada iki çift kapı varmış:Bir çift kapı yerde, bir çift kapı yukarıda, gökte, tam ötekilerin karşısında.Bu çift kapıların ortasında yargıçlar oturuyormuş. Yargılarını verdiler mi,doğrulara göğe çıkan sağdaki yolu gösteriyorlarmış, yargılarını bir yazıyla önlerine asıp yolluyorlarmış. Suçluları soldan aşağı inen yola sokuyorlarmış,olanların bütün yaptıklarını da bir yaftayla sırtlarına asıyorlarmış.

Bizim yiğit yaklaşınca, yargıçlar demişler ki ona: Sen insanlara bu yer altı dünyasından haber götüreceksin, orada olup bitenlere iyi bak. O da bakmış, görmüş. Yargılanan ruhların kimi gökteki, kimi yerdeki kapıların birinden çıkıp gidiyormuş. Öteki kapıların birinden, yerin derinliklerinden çıkan perişan, bitkin, toz toprak içine ruhlar geliyormuş, öbüründense, gökten inen pırıl pırıl ruhlar. Birbiri ardından ilerleyen bu ruhlar uzun bir yolculuktan gelmişe benziyorlarmış. Hepsi bir bayram sevinci içinde, bir çayırlıkta toplanıp oturuyorlarmış. Birbirini tanıyanlar selamlaşıyor, yerden gelenler gökten, gökten inenler yerden haber soruyorlarmış. Kimi yeraltında bin yıl süren yolculuklarında çektikleri ve gördükleri işkenceleri ağlaya sızlaya anlatıyormuş, kimi göklerin tadına doyulmaz nimetlerini sonsuz güzelliklerini.

….İşlenen suçların, aldatılan insanların sayısı kaç olursa olsun kötüler bütün yaptıklarını teker teker ve on kat ödüyorlarmış. Cezaların her biri yüz yıl sürüyormuş, yani bir insan ömrü, orada on katına çıkıyormuş. Birçok insanın kanına girenler, devletleri, orduları aldatıp köleliğe düşürenler,herhangi bir felakete yol açanlar, her suç için on kat ağır ceza çekiyorlarmış.

İnsanlara iyilik etmiş, doğruluktan ayrılmamış olanların gördükleri karşılık da aynı ölçülerle artıyor, güzelleşiyormuş….

Tanrılara, ana babaya saygı veya saygısızlığın, bıçakla adam öldürmenin karşılığıysa, demin söylediklerimi aşıyormuş. Bir adamın yanına gitmiş,ona başkaları Büyük Ardiea’nın nerede olduğunu sormuşlar. Bu Ardiea dediği bin yıl önce Pamphylia’da bir şehrin zorbasıymış. Babasını, ağabeyini öldürmüş, daha birçok haltlar etmiş. Er’in dediğine göre, şunları anlatmış adam: O gelmedi, demiş, buraya hiç gelemez o. Gördüğümüz korkunç şeylerden biri de bu oldu. Bütün cezalarımızı çektikten sonra kapının ağzına gelip çıkacağımız sırada bu Ardiea’yı daha başka zorbalar ve bir sürü haydutla

bir arada gördük. Tam çıkacakları anda kapı yol vermedi onlara. Bu uslanmaz kötülerden yahut cezasını doldurmamışlardan biri geldi mi, kapı gürlemeye başlıyordu. Aralıkta duran ateş bedenli korkunç adamlar kapının gürlemesini duydular mı herifi belinden yakalayıp götürüyorlardı. Ama Ardiea’yla yanındakileri, ellerine, ayaklarına, boyunlarına zincir vurup yere attılar, yer yer derilerini yüzüp yolun kıyısına çektiler ve hepsini dikenli çalılıklar üzerine uzattılar. Bu arada gelen geçene, bu adamlara hangi günâhları için böyle yaptıklarını anlattılar. Sonra hepsini götürüp Tartaros’un6

dibine attılar.

Er’in anlattığına göre kapı önünde kendilerinin de çekmediği korku kalmamış. Ama en korkunç şey, insanın tam çıkacağı sırada kapının kükremesi oluyormuş. Kendileri çıkarken kapı gürlemeyince rahat nefes alabilmişler.

İşte aşağı yukarı bunlarmış azaplar, iyi ve kötü karşılıklar.Her küme çayırda yedi gün kaldıktan sonra çadırlarını kaldırıp, sekizinci gün yola çıkıyor ve dört gün sonra başka bir yere varıyormuş. Orada yukarıdan aşağıya, gökle yer arasında uzayıp giden bir ışık görmüşler, direk gibi dümdüz bir ışık, gökkuşağı gibi ama daha parlak daha arık. Bir gün daha yürüyüp bu ışığa varmışlar. Orada, bu ışığın ortasında göğe gerili zincirlerin uçlarını görmüşler. Çünkü bu ışık zincirlerle bağlıymış göğe, kadırgaları boydan boya kuşatan halatlar gibi. Dönen bütün kubbeyi de böylece tutuyormuş bu ışık.7İşte, Glaukon, insan için en zor an bu seçme anıdır galiba. Onun için her birimiz başka her şeyi bir yana bırakıp bunun üstünde durmalı, bunu incelemeliyiz. Belki arayıp bir adamını buluruz da bize iyi ve kötü hayatları ayırt etme gücünü ve bilgisini kazandırır, o zaman belki bütün bu yolların hangilerini birleştirip hangilerini ayırarak, hayatta hangilerinin bize ne yararı olacağını hesaplayarak her yerde, her zaman mümkün olan en iyi hayatı seçebiliriz. Öyle bir adam bulursak öğrenelim ondan güzelliğin, fakirlik veya zenginlikle, şu veya bu yatkınlıkla, ne türlü birleşmesinden iyilik veya kötülük çıkacağını, parlak veya sönük bir doğuşun, devlet veya ev işlerinin, güçlü veya güçsüz olmanın, öğrenme kolaylığı veya zorluğunun, buna benzer doğuştan veya hayattan edinme kafa değerlerinin şu veya bu türlü bir araya gelmesinin ne sonuç vereceğini.

Bütün bunları düşünür ruhun aslını da göz önünde tutarsak hayatların iyisi ile kötüsünü ayırt edebiliriz. İyisi derken, başka her şeyi bir yana atıp,ruhu daha iyi edecek hayatı anlarız; kötüsü derken de ruhu daha kötü edecek hayatı. Çünkü yaşarken de, öldükten sonra da böyle bir seçmeden en fazla iyilik göreceğimizi biliyoruz artık. Hades’in8(Hades: Yeraltı dünyası, ahiret ve Cehennem gibi anlamlarının yanında, kötülük veyaölüler diyarının tanrısı anlamına gelmektedir.)ülkesine giderken bu inanç çelik gibi sert olmalı içimizde. Öyle olmalı ki orada para hırsı ve o cinsten kötülükler gözümüzü kamaştırmasın zorbalık ve onlara benzer, onulmaz dertler, belalarla dolu hayatlara dört elle sarılmayalım; orta hayatları seçelim daha çok; hem bu hayatta hem sonrakilerde yukarı veya aşağı uçlardan kaçınalım; çünkü insanın mutluluğu buna bağlıdır.

Er’e gelince, ona ırmaktan su içirtmemişler. Ama bedenine nerede nasıl kavuştuğunu bilmiyor gene de birden gözünü açınca kendini sabah sabah odun yığını üstünde bulmuş. İşte böylece Glaukon, unutulmaktan,kaybolmaktan kurtulmuş bu sana anlattıklarım. Bunlara inanırsak kurtarabiliriz kendimizi. Lethe(Lethe ırmağı, Eski Yunan inançlarına göre, Cehennemde akan bir ırmaktır.)ırmağın10ı mutlu geçer ruhumuzu kirletmeyiz. Benimle inanırsanız ki ruhumuz ölümsüzdür. Her iyiliği, her kötülüğü yapmak elindedir,o zaman hep bizi yukarılara götüren yolda yürürüz. Nerede, nasıl olursa olsun doğruluktan bilgelikten ayrılmayız. Böylece hem kendimizle, hem de tanrılarla barış içinde yaşarız bununla da kalmaz, er geç doğruluğun karşılıklarını elde ederiz. Yarışlarda kazananlar nasıl dostlarından türlü armağanlar alırlarsa. Hem bu dünyada mutlu oluruz o zaman, hem de anlattığımız o bin yıllık yolculukta”(Platon, Devlet, 614a-621d.)

 

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !