En Büyük Eylem Namaz ve En Büyük Söylem Dua

 

 

Allah(c.c)’a yaklaştıran en büyük ibadet eylemi namaz ve en büyük ibadet söylemi dua.
Biri bedenin eylemi,diğeri eylemin söylemi olup,biri somut diğeri soyut bir eylem olarak Allah(c.c)’a yaklaştıran en büyük adımlardır.Adımlarından biri namaz diğeri dua olan bir insanın, yaptığı ibadetlerin nasıl lezzete dönüşüp  ve bu lezzetin yüreklerde  nasıl hissedilipte ruhlarda nasıl tadılacağının bir yolculuğudur.
Bedenin ruhla bütünleşip dışın içle kaynaşması sonucunda, dışın içi saydamlaştırıp her türlü çirkinlik ve kötülükten arındırıp rafine hale getiren namaz;yürek tenceresinde iman yağında kavrularak,dua karışımıyla pişirilmiş gıdadan ruhun faydalanma eylemidir.
Namaz olmazsa,duanın bir tadı ve lezzetinin olmayacağı gibi iman olmazsa da namaz olmaz.Namazın lezzetini tadmak için Allah(c.c) tarafından  kalbe atılan bir sevgi tohumuna ihtiyaç vardır.
‘’…Allah imanı(nızı) size sevdirdi(habbebe), onu kalplerinizde
güzelleştirdi…’’(Hucurat,7)
Sevgiyi ifade eden ve tohum anlamında olan bir habbeyi yüreklere eken Yüce Rahman ,bir
habbe olan sevgiden ,bin sevgi veren bir iman ağacı yetiştiriyor.Tohumu sevgi olan bu iman ağacı, kılınan namazlara bir lezzet ve tad katıyor.Elde edilen bu doyumsuz tadın lezzetine lezzet katan bir başka lezzet ise, yüreklerdeki sevgi tohumunu kuşatan toprağı kuşanmakla gerçekleşiyor.Tıpkı Hz.Ömer(r.a)’ın tefekkürü kuşanmak için kazmış olduğu mezara uzanıp ölümün soğuk ve acı tadını tadmak gibi;ve toprağa karışıp aslına dönmek için hayatın merkezine toprağı koymak gibi;bu toprak 
Allah(c.c)’ı hatırlatmalı,ahireti hatırlatmalı ve ölümü hatırlatmalı;böylece ruhlarımızı ve yüreklerimizi vahyin sıcaklığı kuşatmalı;kalplerimizde Peygamber(s.a.v),ruhlarımızda  Allah(c.c) sevgisi  boy vermeli ve sonra bu ruh haliyle iman sevgisi en büyük imkana dönüşmeli;sahip olduğumuz iman her an bir imkanı doğurmalı ve bu imkan da imanın k
ârına dönüşmeli.
Zira zaman geçiyor ve zaman kısalıyor.
İşte o zaman sevgi tohumuyla büyümüş bir iman ağacına sahip olanın namazı bir tevhid eylemine dönüşür.İşte o zaman bu tevhid eylemi, güçlü bir söylem olan duaya dönüşür.Zira namazı güçlü olmayanın,duası da güçlü ve namazının bilincinde olmayanın duası da  bilinçli olamaz.Namazı kılarken adeta namazda seni kılmalı ve ruhunu seccade edip,alnını yüreğine koyarak beş vakit  seni alıp miraçlara çıkarmalı ve miraçta beş vakit namaz tekrar inzal olup;yüreğine ve ruhuna sevgi tohumlarını ekmeli bu tohum bir haz ve bir tad kazandırmalı; sonra bu tad ve lezzet duaya dönüşmeli...
Bütün bunlar bir kalkan,bir zırh olup bütün kötülüklere ve fahşaya set çekmeli ve direnmeli her zorluğa;sabır çiçekleri açmalı yüreklerde ve her sabır bir direnç,her direnç bir bilinç,her bilinç bir iman sevgisi olup namazlarla eyleme dönüşmeli.Dönüşen namazlar bir tad ve lezzet olup , teşekkür ve Hamdi anlatmalı ve bunların adına da nafile namaz konmalı.Zira Allah(c.c)’a yapılan her farz ibadetin teşekkürü de kendi cinsinden yapılan nafile ibadetlerledir.
’’Allah’ım bize bu ibadeti farz kıldığın için sana hamd olsun ,şükürler olsun’’
duaları her anımızı kuşatmalı.İşte bu duaların eylemi de kalplerimizi tatlandırır,ballandırır ve ruhlarımızda hoş kokulu,tatlı salih amel meyveleri boy verir.Bu bilinçle kılınan namazlar kişiyi ruhlandırıp ruhsuzluktan kurtarır ve bu ruha sahip olanın her eylemi,her söylemi,her duruşu ve her susuşu da bir dua olur.İşte o zaman yüreklere ekilen sevgi tohumları ,vahyin sağanak yağışlarına  maruz kalarak iman çiçeklerini verir ve o kişi yürüyen bir Kur’an olur.
Nitekim Peygamber(s.a.v),yürüyen Kur’an’ın ta kendisiydi.
İnsan olmanın adı ve kazanılan imanın tadı ancak; en büyük eylem olan ve o eylemin kazandıracağı imkanların sunulduğu namazla mümkün olur.İşte en büyük eylem;

‘’(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, 
namazı(salat) da dosdoğru kıl. 
Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. 
Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük(zikrullahi ekber) ibadettir. 
Allah, yaptıklarınızı biliyor.’’
(Ankebut,45)

Ayetin içinde geçen ’Egame’ fiili, ‘kavveme’ kökünden türetilmiş, bir şeyi ayakta tutan ana unsur olup ’Game’ fiili ayağa kalktı,’egame’ fiili ise doğrulttu,kaldırdı ve dikti anlamlarına gelir.
Örnek verecek olursak;Ateşte yamuk olan değneği ısıtarak düzeltip doğrultmak diyebiliriz.
Ayrıca ‘salat’ insanı ayakta tutan omurga anlamına da geldiği için,sanki bir binayı ayakta tutan ana sütun gibi insanı dimdik tutuyor.
Dinin omurgası ve kulun Allah(c.c)’a karşı esas duruşu olan namazın kılınması da bu esas duruşun harekete dönüşmüş halidir.Namaz; içinizdeki esas duruş bilincinin, ruhunuzu sarmalayarak sizi Allah(c.c) karşısında bir aşk hareketine dönüştürmesinin bedencesi,
’’Allahım senden başkasının önünde eğilmem" demenin de mümincesi..
Şüphesiz İnsan Allah(c.c)’ın bir müdahelesi olmadan dik duramaz ve kula kulluk yapmamazlık edemez.Allah(c.c), insanlar kula kul olmasınlar diye insandan daha üstün olan tek bir zata kulluk etmesini ister ve O da elbette ki kendisidir.
İnsanın sevgisini ve korkusunu istismar etmeyen tek varlık Allah(c.c)’tır.Çünkü Allah(c.c) insanı rakibi olarak görmez.Kulun Rabbine bir klas duruşu olan namaz, İmanın imkana dönüşen bir eylemi olup,insanın keşfedilmemiş bir hazinesi gibidir.Nitekim Rasulullah(s.a.v) bu hazineyi gözünün nuruna benzetiyor;
‘’Bana üç şey sevdirildi.Gözümün nuru olan namaz,güzel koku ve kadın’’(Nesei)
Namazınız gözünüzün nuru oldu mu hiç? 
Ruhunuzun ve yüreğinizin göz aydınlığı olup sizi karanlıklardan aydınlığa çıkardı mı hiç?
Ne zamanki namazınız göz aydınlığınız olmuşsa işte o zaman namazı kılmış,namazda sizi kılmış demektir.Her namaz bir tığ gibi yüreğinize Allah(c.c) aşkının bir ilmeğini atmışsa, işte o zaman atılan her ilmek sizi miraca çıkarır.İşte böyle bir namaz sırtınızda yük olmaz;aksine sizi Burak gibi sırtında taşıyarak  miraca çıkarır.
Rasulullah(s.a.v),"Namaz müminin miracıdır"buyuruyor
Göz aydınlığı ve Gözün nuru namaz ne ile yan yana geliyor,ne ile birlikte zikrediliyor;ona bakmak gerekir,onu okumak gerekir.Kadın ismi erkek içinde geçerli olup; kastedilen eşlerdir.Gözün nuru olan namazın yanına  getirilen eşler, insan içinde bir göz aydınlığıdır.
‘’Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” diyenlerdir.’’(Furkan,74)
İnsanın Allah(c.c)’a doğru bir esas duruşu olan namaz; insanın Allah(c.c)’a dönük yüzünü inşa eder.Eşler ise insanın insanlığa dönük yüzünü inşa eder.Ne zaman insanın hem Allah(c.c)’a,hem de insanlığa karşı dönük yüzü inşa olursa işte o zaman  cennet kokan ,salih ameller ortaya çıkar.

  

 

 Nefsin rafineleşip arınması olup aynı zamanda duygusal ve düşünsel bir arınma olan namaz;insanın değerini düşüren ve onun değerini beş para eden her türlü çirkin davranışlarını ortadan kaldırır ve tıpkı yüksek ateşlerde madenin eritilip curufundan ayrılması gibi tüm kötülüklerden ve çirkinliklerden alıkoyma potansiyeli taşır.Kılınan namaz maksadını gerçekleştirirse insanı onarır ve onu kötülüklerden koruyan bir set olur.Tıpkı ateşin eğri değneği düzelttiği gibi  insanın kendi ateşinde eğriliğini düzeltir.
Nübüvvet boyunca on altı yıl oruçsuz,on dokuz yıl hacsız,on dört yıl faiz yasağını bilmeden geçtiği halde, hiç bir yıl namazsız geçmemiştir.Namaz, bütün peygamberlerin değişmez en büyük eylemleridir.Bu yüzden Peygamber(s.a.v)’in namazsız hiçbir günü geçmemiştir.Savaş,açlık ve uzun çöl yolculukları O’nu namazdan alıkoyamamıştır.Sadece,erkeklerin kaburga kemiğinden yaratıldığının  söylendiği bir hadiste kastedilen ,eğri olup düzeltmek istediğinizde kırılma ihtimali olan, kürek kemiğine benzeyip  hassas ,nazik ve ince ruhlu olduklarına dikkat çekildiği kadınlara;Yüce Rahman’ın özel hallerinden dolayı olmazsa olmaz olan namazı belli bir süreliğine onlara muaf tutması; onlara gösterdiği bir üstünlük ve değerliliktir.
  İbadetler Allah(c.c)’a gönderilmiş mektuplara benzerler ve bu mektupların ilki ise namazdır.En büyük ibadet olan namazdan bihaber,mektuplarını Yüce Rahman’a gönderenler..
Öyle mektuplar gönderiyorsunuz ki ;zarfı var içi yok...
Eğer doğru adrese ve doğru kişiye mektubu gönderebilmişseniz,göndermiş olduğunuz o mektuplar sizin adınıza ayrılmış posta kutularına konulur ve orada birikirler.Bir gün açıldığında zarflarının içi boş olanlar…Vay hallerine!...
Peygamber(s.a.v)’’Kılanın yanına yorulduğu kalır’’dediği içi boş zarflar…
‘’Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı! İşte o, yetimi itip kakan, yoksula yedirmeyi özendirmeyen kimsedir. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar. Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.’’(Maun,1-7)
Namaz,insanın Allah(c.c)’a olan ilişkisini ifade edip insanın Allah(c.c)’a dönük yüzünü inşa ediyor.Yetime ve yoksula yapılan yardım ise insanın insan arasındaki ilişkisini ifade edip,insanın insana dönük yüzünü inşa ediyor.İşte insanın bu iki yüzü inşa olursa ancak yapılan ibadetler amacını gerçekleştiriyor.Aksi taktirde yapılan ibadetler amacını geçekleştirememiş ve bir göstermelikten ve şovdan öteye de geçememiştir.İşte içi boş bir zarf gibi olan ve kişiye sadece yorgunluğu kalan namazların sonu böyledir.
  İnsana sunulan en büyük bir imkan olan namaz; insanın kendisi içindir.Elbetteki niyet Allah(c.c) içindir;fakat faydası insan içindir.Allah(c.c), ibadetlerden yararlanmaz ve Allah(c.c)’ın insanın ibadetlerine ihtiyacı yoktur;aksine insanın ibadetlere ve Allah(c.c)’a ihtiyacı vardır.
En büyük ihtiyaç Allah(c.c)’ın rahmeti olup;bu rahmet içinde insanın ibadeti gerekli. Allah(c.c)’a ibadet etmeden Allah(c.c)’ın rahmetinin inmediği  ilahi yasaya göre;rahmet çeşmesi ancak kulluk vanası olan ibadetler ile açılır.Yüce Rahman bir tane istiyor,karşılığında bin tane veriyor;sadece  vermenin yasası gerçekleşsin diye o bir taneyi istiyor.
O bir tane gözün nuru olup,diğerlerine karşılığı verilmek için ölçü alınacağı bir namaz yada bir ibadet olabilir.
‘’… Onları işlediklerinin daha güzeliyle mükâfatlandıracağız.’’(Ankebut,7)
Yüce Rahman yapılan ibadetlerin karşılığını en güzel yapılmış ibadetin değeriyle değerlendirip verecektir.
İşte bu yüzden kılınan tüm namazlar bir namazı bulmak içindir.Bu namazı bulmak için uzun yolculuklara çıkmak gerekir.Ve namaz bitimsiz bir yolculuğun beş ana durağı gibidir.
"Acaba aradığımı burada mı bulurum?!.".deyip iner bakarsınız.İyi bilin ki bu yolculuk yürümekle bitmez ve aramakla bulunmaz.Bulanlar yine arayanlar olacak.Çünkü namazın kıldığı kişi bir kez yüreğinde o tadı tadınca daha lezzetlisini daha tatlısını aramak isteyecek ve her durakta ayrı bir tad ,ayrı bir lezzet ile diğer durağa adım adım ilerleyecek.
Mekke’nin beşinci yıllarında inen Müzzemil suresinin ayetleri bir şeyler diyor ve bir şeyler ekiyor yüreklere,filizler versinler diye.


‘’Ey örtünüp bürünen (Peygamber)! Gece biraz ilerleyince (namaz için) kalk; gece yarısı -biraz önceya da sonra- (kalk) ve ağır ağır, duyarak Kur'an oku. Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz.’’(Müzzemmil,1-5)
Güçlü bir iç alem oluşsun diye;gece ibadetine davet var,gece ibadetine çağrı var.İnsanı yüreğinden tutup ayağa kaldıran beş parmak gibi beş ayetli bir el var.Zira önce yürek binası kurulmalıydı ve böylece iç dünyanın inşa edilmesi için bir seferberlik başlıyordu.Zira İç dünyasını inşa edemeyen dış dünyasını inşa edemezdi.Yeryüzünü ihya ve inşa edecek şahsiyetler oluşmalıydı.Zira kendisini ihya ve inşa edemeyen, nasıl insanları ihya ve inşa edebilsinki?
Medine’ye hicret edilmeden yüreklere hicret edilmeliydi.Geceleyin göç var yüreklerin en ücra köşelerini aydınlatırcasına.Medine önce yüreklerde kurulmalıydı ve böylece Medine önce yüreklerde kuruldu,sonra Medine yi hicretle taşıdılar…
Namaz,sabır ve direnç tohumları ekiyordu işkencenin her türlüsüne karşı.Yoksa nasıl direnebilsinler?Nasıl göğüs gerebilsinler?Nasıl küfre kafa tutsunlar?
‘’Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.’’(Bakara,153)
Allah(c.c)’ın en büyük zikri olan namaz;kişiyi Allah(c.c)’a yaklaştırıp O’nunla iletişeme geçirten ve O’nun akıllarda ve  yüreklerdeki hissini artırıp andıran  büyük bir eylemdir.
‘’Kulum beni nasıl düşünürse öyleyim.Kulum beni zikrettiği vakit onunla birlikteyimdir.Eğer beni kendi başına zikrederse,Ben de onu kendim zikr eder anarım.Şayet beni bir topluluk içinde anarsa,Ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.
Kulum bana bir karış yaklaşırsa.Ben ona bir arşın yaklaşırım.O bana bir arşın yaklaşırsa,Ben ona bir kulaç yaklaşırım.O Bana yürüyerek gelirse,Ben ona koşarak varırım.’’(Buhari,Müslim)
Yüce Rahman adeta ‘’Siz her işinizde  ‘Allah(c.c) ne der’ deyin ki.Bende üzerinize titreyeyim.’’diyor.Zira Allah(c.c)’ın insanı anması çift taraflıdır.Sen Allah(c.c)’ı anarsan O da seni anıyor.Adeta’Siz hayatınız içinde Allah(c.c)’ı kaygı ederseniz,O da sizi kaygı eder.’diyor...
Kaygısı Allah(c.c) olan insan, bütün işlerinde ‘Rabbim ne der’ sözlerini aklından çıkarmaz. 
Ve iyi bilin ki ;’Ben bu hayatı kime teslim edeyim’ ve "bu hayata ihanet etmeyen tek kapı Allah(c.c)’ın kapısı" derseniz;işte o zaman Allah(c.c) da teslim ettiğiniz hayatı,cennetle taçlandırıp onu size geri teslim edecektir.
 Yaptığımız yanlışlara ve düştüğümüz  zor anlara acil müdahele isteği olan dua;kulun Allah(c.c)’a göndermiş olduğu acil müdahele dilekçesidir.Bu dilekçe doğru yazılıp ve doğru adrese gönderilmiş ise mutlaka karşılığı verilecektir.Ya hemen,ya daha sonra yada ahirette karşılığı verilmek  üzere.Neyin ne zaman olacağını bilen Allah(c.c),kul için en güzel olanı en iyi bilendir.
Bu yüzden her an ve her zamanda Allah(c.c)’ı hayata müdahil olmaya çağırmak gerekir.
Kişi ancak parçayı ve görüneni bilir;Allah(c.c) ise bütünü ve görünmeyeni de bilir.
Allah(c.c) her şeyi en güzel gören ve en güzel işitendir.
Hayatın merkezine eşyayı koyup ,dünyevileşen insanlar ‘işimiz duaya kaldı’ sözüyle;Allah(c.c)’tan gayrı bir hayatı benimseyip,her zorluğu ve her sıkıntıyı kendi akıllarınca,kendi yöntemlerince ve kendi becerilerince halledebildiklerini ve halledebileceklerini zannederek kendilerine en büyük kötülüğü ve ihaneti işlemektedirler.Allah(c.c)’tan gayrı makam,mevki,sermaye,akıl,geniş çevre,üstün beceri ve derin tecrübe gibi unsurlarla işini halletmeye yönelmek;duayı ya hiç gündemine almamak yada ikinci plana itmek anlamına gelmektedir.


‘’(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.”’’(Furkan,77)
Allah(c.c)’a dua edip O’na yönelmek mi seni yüceltir?!..Yoksa Allah(c.c)’tan gayrı yöntemlerle işini halletmek  mi seni yüceltir?Allah(c.c)’tan istemek kendi yetersizliğini kabullenmektir ve gereği gibi istersen Allah(c.c) katındaki hatırında yükselir.Yapılan ibadetlerin  adı olan dua;aynı zamanda ibadetlerin beynidir.Dua ile desteklenmeyen bir hayat dengesiz bir hayat olur.Dua ile demlenmeyen bir ruh ayakta kalamayacağı gib aynı zamanda  dua ruhun bir eylemidir.Ruhun eylemiyle beden zorluklar,fırtınalar,acılar ve kederler karşısında direnç kazanır,moral depolar ve Allah(c.c)’ın desteğini elde eder.Allah(c.c)’ın beraber olduğu kişiye   kim ne yapabilir ki?
Allah(c.c)’ın var kimin yok,Allah(c.c)’ın yok kimin var.
Her zaman Allah(c.c) var elde var bir diyebiliyorsak;Hiçbir şeyden korkmamıza gerek yok.
Dua zorlukta ve kolaylıkta yapılan bir acil çağrıdır.Zorluktan kolaylığa çıktıktan sonra yoluma devam ederim  mantığı yanlış bir mantıktır.
‘’Onları kara gölgeler gibi dalgalar sarıverdiği zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak Allah'a yalvarıp yakarırlar (dua ederler). Böylece onları karaya çıkarıp kurtarınca, artık onlardan bir kısmı orta yolu tutuyor…’’(Lokman,32)
Dalgalar kadar büyük sıkıntıların ve çilelerin yüreklerimizi çepeçevre kuşattığı ve bu sıkıntılar için Allah(c.c)’a yalvarıp yakardığımız anlar olmuştur muhakkak.Zaten sıkıntıların ve çilelerin üstlendiği görev; kişileri Allah(c.c)’a yaklaştırmak değil midir?Her acı ,bir adım daha  Allah(c.c)’a yaklaşmak olup;karşılığında Allah(c.c)’ın da sana yürüyerek gelmesidir.Eğer acın karış karış olursa;karşılığı da sana kulaç kulaç gelmektir.Eğer acıların yürüyerek sana gelirse;karşılığı Allah(c.c)’ın sana koşarak gelmesidir.İşte dalgaların ,sıkıntıların olduğu anda Allah(c.c)’a yönelip;dalganın olmadığı yürek denizlerinin durulduğu anlarda  Allah(c.c)’a yönelip dua etmiyorsak,O’ndan beri olup gerisin geriye O’ndan uzaklaşmak anlamına gelir ki;O’ndan uzaklaştıkça O’da senden uzaklaşacaktır.Bu yüzden işlerimiz yolunda gitse de ve gitmese de dua hayatımızın bir parçası olmalı ve hayatımız dua ile anlam bulmalı;duruşumuz dua olduğu gibi susuşumuzda dua olmalı.Her gün hayatımızı dua ile yenileyip arındırmalı.Zira Allah(c.c)’ın en sevdiği kul,günah işledikten sonra acziyetini ortaya koyup Allah(c.c)’a tevbe edendir.
Ne mutlu Allah(c.c)’a kul olanlara…
Ne mutlu tevbe edip O’na sığınanlara…
Ne mutlu Namaz kılıp,dua edenlere…
Seyfettin Budak

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !