Embed

MERYEM

MERYEM

’ Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, özgür ve hür irademle Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti.’’(Ali İmran 35)‘’

Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir çiçek gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi’’

(Ali İmran,37)‘’

Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti.’’(Ali İmran,42)

 "Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et’’(Ali İmran,43)

Adamak,adanmak,adanmışı adanmış kılmak.Dördüncü şık yok..Adayan Hanne.İlk ve tek çocuğunu daha annelik şefkati ve içgüdüsüyle sevip,koklamadan şeytanın hiçbir aldatmasına prim vermeden adayan bir anne.Nerden bilsin ki bu adağı dünyanın seyrini değiştirecek.Karşılık beklemeden,kibirlenmeden,başa kakmadan ‘Nolursun kabul et’’diyor. Adanan;Meryem.Allah’a adanmıştı.Daha önce atası İbrahim’in İsmail’i de adanmıştı.Müthiş bir benzerlik.İsrailoğullarına kendi soylarından gelecek son peygamber adanmış bir anneden dünyaya gelmişti.Bütün insanlığa gelecek son peygamberde adanmış İsmail’in soyundan gelen Hz.Muhammed(s.a.v)idi. Yeryüzüne gelen son iki peygamberde adanmışlardan gelmişlerdi.İki kez adanmışlık.Üstüne basa basa.Adanmışlığa dikkat çekiliyor adeta.Herkesin adayacağı bir Meryem’i,herkesin bir İsmail’i olmalıydı.  Meryem’ini adayanlar İsasına,İsmail’ini adayanlarda Muhammed ine kavuşacaklardı.Her şeyi adayabilirsiniz.Önemli olan adağınızın sonunda İsa nıza Muhamme’dinize  kavuşacağınız bir adağı adayabilmenizdir.

 Adanmış güzel hediye,aynı şekilde güzel bir kabulle ,kabul edimişti.Başım ve gözüm üstüne denilircesine.Adak yetiştirilmek üzere saksısına yerleştirilmişti.Soğuktan ve rüzgardan korunmuş bir şekilde.Zekeriya Allah’ın bahçıvanı olarak görevlendirilmişti.Zira bahçıvanlık dikkat gerektiren bir işti.Çiçek, zararlı şeylerden korunup en güzel biçimde yetişmeliydi. Meryem’le birlikte İsrailoğullarına gelecek Hz.İsa’da yetişiyordu adeta.Saf ve temiz bir biçimde. Büyük zorluklar,büyük acılar bekliyordu onları.Büyük acılara tahummül ,çiçek gibi büyümeyi gerektiriyordu.

 Zekeriya İslam’ın sürahisindeki Vahiy suyuyla suluyordu çiçeğini,etrafındaki zararlı otlara özenle dikkat ediyordu.Adeta cam fanus içinde büyütüyordu.Allah(c.c), maddi  ve manevi destek veriyordu.Zekeriyya her mescide girdiğinde çeşitli rızıklarla karşılaşıyordu.Hayretler içerisinde ki bahçıvan,sebebini bildiği halde,yine de ‘Bu sana gelen nerden’ demekten kendini alamıyordu.Büyük terbiye ve ahlak abidesi Meryem, kısa ve net bir şekilde ‘Allah ‘tan ‘ diyordu.Bu ne büyük bir lutuf,ne büyük bir terbiye,ne büyük bir cevap.

 Zekeriya bu mucizeleri görünce içinden bir evlat sahibi olmayı geçirdi.Allah’ın lutfu ne kadar da genişti.Adeta Meryem,karşısında şaşıran Zekeriya ya ‘Ne şaşırıyorsun Allah dilediğini rızıklandırır’ diyordu.

 Allah(c.c),Meryem’e,manevi desteğini artırıyordu.O’nu kadınlara üstün kıldığını,değerinin,rütbesinin bu olduğunu hatırlatarak adeta sorumluluğunu hatırlatıyordu.Bu rütbenin gerekliliği,gönülden itaat,secde ve ruku idi.

 Herkes Allah katındaki rütbesini görmek istiyorsa gönlündeki itaate ,yaptığı secdeye ve rukusuna baksın.Gönülden gelen bir ibadet mi? Yoksa sadece bedenen yapılıp,ruhun devre dışı bırakıldığı ,ruhsuz bir ibadet mi?..Allah katında üstün olmanın yolu,gönülden,yürekten geçer.Gönlün,yüreğin olmadığı her şey dünyaya ait olan şeylerdi.Göğün zarını ancak,yürekten gelecek frekanslar yırtabilirdi.Dünyayı ancak,kalpten fışkıran ışınlar delip geçebilirdi.

Çiçek gibi yetişen Meryem,büyük doğumun büyük sancılarına hazırdı.Kendisine bir evlat müjdelenmişti.İlkönceleri şaşırmıştı.Sonraları,Allah dilediğini rızıklandırır,her şey Allah’tan sözlerinin yüreğinde yankılanması bu hayreti,normalleştiriyordu.Kavminin baskısı iyice artmıştı.Doğum sancısının acısını dindirmek için tek başına , dağın başına yerleşti.Adeta olacak büyük olayların son planlarını yapar gibiydi.

‘’ Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü. Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)." Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)." O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi. "İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti. Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi. Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." Altından (bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır." Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin."’’(Meryem,17-25)

Meryem,ruhunun derinliklerinde büyük doğumun sancısını hissediyordu.Bu ,büyük olayların bir sancısıydı.Asıl mücadelenin bu sancı sonunda başlayacağını biliyordu.Çiçek gibi saf ve temiz olmanın bir bedeli olmalıydı.Çiçek gibi ,saflık ve temizlik,ardından büyük sancı,sonunda da sürecek büyük mücadele.Bu olay hayatın,geleceğin gizli bir şifresiydi adeta.Bu şifreyi çözenler ancak Allah katında yüceliyordu.Şifreyi çözmeye çalışanlar,Allah'ın hoşnutluğunu kazanıyor,şifreyi çözmek için uğraşmayanlar ise hem dünyada hem de ahret te kaybedenlerden oluyordu.Şifre ortada idi.Çözümü belli ve kolay idi.Sadece uğraşmak ve çabalamak gerekliydi.  Herkesin ruhunda hissettiği bir doğum sancısı vardır.Allah katındaki değerimizi,bu acının ruhlarımızda bıraktığı izler belirler.Bu, Kur'an bedenli,sünnet ayaklı bir İslam adamının ayak izleriydi.İzlerin derinliği ve sürekliliği bu derecenin ölçütlüğünü belirliyordu.   Bu izlere sahip olanlar, üstün kılınmış,çiçek gibi yetişmiş çağının Meryem'leriydi.Etraflarına vahiy kokusunu ve Allah'ın reklerini saçarak,Çağının Meryem fonksiyonunu yerine getiriyorlardı.  Bu mücadele, zihinsel ve bedensel bir desteğe ihtiyaç duyuyordu.Meryem'in de bunlara ihtiyacı vardı.Önce zihinsel bir desteğe ihtiyacı vardı.Ruhunu sakinleştirmek,sabitleştirmek ve diri tutmak için. Bir söz,bir kelime,bir ışık,bir his.Yalnız olmadığına,tek başına bırakılmadığına,unutulmadığına dair bir söz.Zira bu söz mücadele etmenin gücünü ,kuvvetini ateşleyecekti.Böylece büyük olay ve büyük doğum gerçekleşecekdi.  Peygamber efendimiz de Meryem gibi annesiz ve babasızdı.Aynı kaderi paylaşıyorlardı adeta.O da ,aynı sözü ,aynı kelimeyi,aynı kıvılcımı beklemişti. ''Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı da''(Duha,3) ''Biz senin yüzünü göğe doğru çevirmekte olduğunu(gökten haber beklediğini) görğyoruz.''(Bakara,144)  Acıları,hüzünleri,zorlukları tüm benliğimizde hissettiğimiz anlar olmuştur mutlaka.Dualarımıza,bir an önce icabet,bir kabul edilmişlik duygusu beklemişizdir.Bu acılar ne zaman dinecek hissine kapıldığımız anlar olmuştur.Yüzümüze,gönlümüze,yüreğimize,ruhumuza semalarda destek arama turları attırdığımız bir çok anlar olmuştur mutlaka.Belki bir teselli,belki bir rahatlık,belki bir sukunet elde etmek  ümidiyle.Acı ve ümit kulağa hoş gelen  birbirinden ayrılmaz iki kardeş kelime.Acı adeta seni Allah'a doğru itekler.Ümit ise çaldığın kapının muhakkak sana açılacağını ve yüzüne kapanmayacağını kalbine fısıldar.Adeta şifrenin çift tarflı anahtarı gibi. Peygamber efendimiz,dostuyla mağarada iken.Dostu Ebubekir(r.a) de aynı sancıyı,aynı acıyı hissetmişti.Peygamber efendimiz bir söz ile bu acıyı ümide çevirmişti.  ''Üzülme,Allah bizimle beraberdir.''(Tevbe,40) Bu söz acıların üzerine adeta bir sünger çekmiş ruhlara gönüllere ümidi ekmişti.Bu söz yetmişti.Başka bir söze gerek yoktu. Sözün gücü özün gücünü oluşturuyordu.Ancak kalplerde,ruhlarda hissedilirse o söz güce dönüşüyordu.Aksi halde gözlere gelip kulaktan çıkan genel kültürden bir öteye geçemezdi. Gücü olan bu sözlere gerçekten çok ihtiyacımız var.Duymak isteriz hep bu sözleri.Sözler şefkatli bir ana gibi okşarlar başımızı,gönlümüzü.Bir teselli ve huzur verir acımış incinmiş gönüllere.Allah'ın sözleri Kur'an'dır.Dinledikçe kalplere gönüllere şifa ve huzur verir.Bu sözler ,bir ucu acı ,diğer ucu ümit olan köprüden sarsmadan aheste aheste geçirir insanı. İşte Meryem de doğum sancısını o kadar çok hissetmişti ki bir söze,bir kelimeye çok ihtiyacı vardı.Bir an önce söylenmeli ve gelmeliydi bu kelime. Allah,çiçeğini susuz bırakırmıydı hiç?O söz. o kelime tek,yalın ve anlaşılır bir kelimeydi.    'ÜZÜLME'  Anlamı,yalnız değilsin ,unutulmadın,terkedilmedin,görüyprum seni,işitiyorum seni anlıyorum seni yanındayım senin ve yanında olmaya devam edeceğim kokan bir kelimeydi.Duyanlara huzur ve güven veren bir kelimeydi.Gönülleri ve ruhları okşayan bir kelimeydi.Kişiyi koruyucu şemsiyesi altına alan bir kelimeydi. Allah'ın koruması altında olana kim zarar verebilir ki?Allah en büyük ve en hayırlı koruyucudur. Yakup (a.s) adeta ruhunun derinliklerinde, büyük doğumun sancısını hissettiği zaman Rabbine şöyle yalvarıyordu. ‘’Allah en hayırlı koruyucudur.O Erhamurrahimindir.’’(Yusuf,64) Peygamber efendimiz de Mekke den Medine ye hicret edip büyük doğumu gerçekleştirmek için evinden çıkarken evinin etrafını saran düşmanlar O’nu göremediler adeta kör oldularRabbi O’nu korumuştu.O en hayırlı koruyucuydu.Meryem de bu söz ile Allah’ın koruması altında olduğunu artık tüm benliğiyle hissediyordu.Böylece gerekli olan zihinselsel destek sağlanmış oluyordu.Sıra bedensel destekteydi.Çünkü Meryem’e güç ve kuvvet lazımdı.En temel besin kaynağı su ve yiyecekti.  Meryem,Hacer gibi bir tepeden,diğer tepeye koşamazdı.Kucağında Allah’ın emanetini taşıyordu.Yiyecek ve içecek yanına gelmeliydi.Bu Allah için çok kolaydı.Zira  daha önce mescid te her seferinde Allah katından rızıklandırılıyordu.Yanında bir su , dayandığı ağaçtanda hurma ulaştırılmıştı kendine.Hurma ve su ,en temel gıdalardı. Böylece zihinsel ve bedensel destek tamamlanmıştı.Büyük olay ve büyük mücadele için geriye israiloğullarına dönmeliydi.Kaderin cilvesine bakın.Tur dağında kendisine mucizeler verilen Musa(a.s)’ya ‘Fravuna git ve onu uyar’ denilmişti.Meryem’e de en büyük mucize İsa(a.s)verilerek uyarmak üzere fravunlaşmış israiloğullarına gönderiliyordu.Çünkü İsrailoğulları kendilerine gelen bütün peygamberlere ihanet etmiş hatta bazılarını öldürüp şehid etmişlerdi.Bunun bir bedelini ödüyorlardı adeta.  Allah(c.c),İsa(a.s)’yı onlara peygamber olarak şartlı gönderiyordu.Bu şart  Meryem’i kabul etmeleri şartıydı.Zira bu imtihanı kaybetmeleri kesindi.Kendilerine gönderilen peygamber,zina iftirasından bulundukları Meryem’den dünyaya gelmişti hemde babasız olarak.İsrailoğulları için zor bir imtihandı.İmtihanın sonucu belliydi,kaybedeceklerdi.Adeta yaptıklarının  bedelini ödüyorlardı. Hayat süresince çektiğimiz acılar da attığımız yanlış adımların bedeli değilmiydi?Allah hiçbir kuluna eziyet etmez.O çok merhametli ve şefkatlidir.Peygamber efendimiz(s.a.v)’’Bir anne çocuğunu nasıl ki bir ateşe atmak istemezse Allah bu anneden yüz kat daha şefkatlidir’’ Bu yüzden insanlar,attığı adımların nereye atıldığına dikkat etmeliler.Atılan adımlar Allah’a doğru mu? Yoksa yasaklanmış  yönlere doğru mu?Atılan adımlar,geleceğimize yönelik atılan adımlardır.Her adım Allah katındaki yerimizi belirler.Atılan adımların biri, Allah’ın Kitabı Kur’anı diğeri ise Allah’ı peygamberinin sünnetinin izlerini taşımalıdır.İzlerin derinliği ve sürekliliği de Allah katındaki değerimizi belirler.Kiminin izleri derin,kiminin puslu,kimininde silik çıkar.İzleri silik olanlar hem dünyada hemde ahrette silik olanlardır.Hiçbir şekilde kale alınmayacak ve kaybedenlerden olacaklardır. İzleri silik olanlar hayatın öznesi yani yönlendiricisi,yani  Meryem’i  olamazlar.Onların kimi hayatın nesnesi,hatta kimileri de belirtisiz nesnesi ,hiçbir fonksiyonu olmayan kişiliksizlerden oluşurlar. Musa(a.s) Fravunu uyarması için gittiğinde kardeşi Harunu  da ona yardımcı olması için görevlendirmişti.Çünkü Harun çok iyi konuşan biriydi. Meryem ise fravunlaşmış israiloğullarına gönderildiğinde ,susması istenmişti.Zira Allah O’nun konuşma işini yüklenmişti O,konuşturacaktı.Meryem’e düşen susmaktı.Allah onunla beraberdi.Allah ile beraber olmak en büyük mutluluk,en yüce lütuftu. Kendinden emin ve güven içinde İsrailoğullarına dönmüştü.Zekeriyya ve inananlar büyük mucizeyi bekliyorlardı ama nasıl olacağını bilmiyorlardı.Büyük bir sürpriz olmalıydı.Akla hayale gelmeyen,mantığın ve aklın idrak edemeyeceği,kimsenin ummayacağı bir mucize olamalıydı ki.İnkarcı israiloğulları bu dersi kıyamete kadar unutmasınlar ve onlara büyük bir ders olsun.İnananların da gönlüne şifa ve mutluluk versin.Bütün acılarını ümide çevirsin. Meryem’in ağzı konuşmuyor ama yüreği konuşuyordu. Tarih tekerrür ediyordu.Zekeriyya’nın bu rızıklar nerden diye sorduğunda Meryem ‘Allah’tan ‘diyordu.İsrailoğullarının  inkarcıları bu çocuk nerden dediklerinde yüreğiyle’Allah’tan’ diyordu.Bebeğini işaret ediyordu.Adeta size daha önceden cevap vermiştim size cevap vermeme gerek yok,siz aşağılık insanlarsınız dercesine.Kur’anda kıyamete kadar baki kalacak ,inkarcı israiloğullarının suratlarına şamar gibi inecek, onları tarihin karanlıklarına gömecek şu sözleri sarfediyordu,Meryem’in kucağındaki bebek; 

‘’Bunun üzerine çocuğu gösterdi.’Biz dediler,beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz.  Çocuk şöyle dedi:Ben,Allah’ın kuluyum.O,bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Nerde olursa olayım O,beni mubarek kıldı,yaşadığım sürece bana namazı ve zakatı emretti.  Beni anneme saygılı kıldı,beni bedbaht bir zorba yapmadı.Doğduğum gün,öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.  İşte,hakkımda şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa Hak sözünce budur.’’(Meryem,29-30-31-32-33-34) 

’ Hani İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımda olanı, özgür ve hür irademle Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen" demişti.’’(Ali İmran 35)‘’

Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir çiçek gibi yetiştirdi. Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı. Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: "Meryem, bu sana nereden geldi?" deyince, "Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verendir" dedi’’

(Ali İmran,37)‘’

Hani melekler: "Meryem, şüphesiz Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı," demişti.’’(Ali İmran,42)

 "Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et’’(Ali İmran,43)

Adamak,adanmak,adanmışı adanmış kılmak.Dördüncü şık yok..Adayan Hanne.İlk ve tek çocuğunu daha annelik şefkati ve içgüdüsüyle sevip,koklamadan şeytanın hiçbir aldatmasına prim vermeden adayan bir anne.Nerden bilsin ki bu adağı dünyanın seyrini değiştirecek.Karşılık beklemeden,kibirlenmeden,başa kakmadan ‘Nolursun kabul et’’diyor. Adanan;Meryem.Allah’a adanmıştı.Daha önce atası İbrahim’in İsmail’i de adanmıştı.Müthiş bir benzerlik.İsrailoğullarına kendi soylarından gelecek son peygamber adanmış bir anneden dünyaya gelmişti.Bütün insanlığa gelecek son peygamberde adanmış İsmail’in soyundan gelen Hz.Muhammed(s.a.v)idi. Yeryüzüne gelen son iki peygamberde adanmışlardan gelmişlerdi.İki kez adanmışlık.Üstüne basa basa.Adanmışlığa dikkat çekiliyor adeta.Herkesin adayacağı bir Meryem’i,herkesin bir İsmail’i olmalıydı.  Meryem’ini adayanlar İsasına,İsmail’ini adayanlarda Muhammed ine kavuşacaklardı.Her şeyi adayabilirsiniz.Önemli olan adağınızın sonunda İsa nıza Muhamme’dinize  kavuşacağınız bir adağı adayabilmenizdir.

 Adanmış güzel hediye,aynı şekilde güzel bir kabulle ,kabul edimişti.Başım ve gözüm üstüne denilircesine.Adak yetiştirilmek üzere saksısına yerleştirilmişti.Soğuktan ve rüzgardan korunmuş bir şekilde.Zekeriya Allah’ın bahçıvanı olarak görevlendirilmişti.Zira bahçıvanlık dikkat gerektiren bir işti.Çiçek, zararlı şeylerden korunup en güzel biçimde yetişmeliydi. Meryem’le birlikte İsrailoğullarına gelecek Hz.İsa’da yetişiyordu adeta.Saf ve temiz bir biçimde. Büyük zorluklar,büyük acılar bekliyordu onları.Büyük acılara tahummül ,çiçek gibi büyümeyi gerektiriyordu.

 Zekeriya İslam’ın sürahisindeki Vahiy suyuyla suluyordu çiçeğini,etrafındaki zararlı otlara özenle dikkat ediyordu.Adeta cam fanus içinde büyütüyordu.Allah(c.c), maddi  ve manevi destek veriyordu.Zekeriyya her mescide girdiğinde çeşitli rızıklarla karşılaşıyordu.Hayretler içerisinde ki bahçıvan,sebebini bildiği halde,yine de ‘Bu sana gelen nerden’ demekten kendini alamıyordu.Büyük terbiye ve ahlak abidesi Meryem, kısa ve net bir şekilde ‘Allah ‘tan ‘ diyordu.Bu ne büyük bir lutuf,ne büyük bir terbiye,ne büyük bir cevap.

 Zekeriya bu mucizeleri görünce içinden bir evlat sahibi olmayı geçirdi.Allah’ın lutfu ne kadar da genişti.Adeta Meryem,karşısında şaşıran Zekeriya ya ‘Ne şaşırıyorsun Allah dilediğini rızıklandırır’ diyordu.

 Allah(c.c),Meryem’e,manevi desteğini artırıyordu.O’nu kadınlara üstün kıldığını,değerinin,rütbesinin bu olduğunu hatırlatarak adeta sorumluluğunu hatırlatıyordu.Bu rütbenin gerekliliği,gönülden itaat,secde ve ruku idi.

 Herkes Allah katındaki rütbesini görmek istiyorsa gönlündeki itaate ,yaptığı secdeye ve rukusuna baksın.Gönülden gelen bir ibadet mi? Yoksa sadece bedenen yapılıp,ruhun devre dışı bırakıldığı ,ruhsuz bir ibadet mi?..Allah katında üstün olmanın yolu,gönülden,yürekten geçer.Gönlün,yüreğin olmadığı her şey dünyaya ait olan şeylerdi.Göğün zarını ancak,yürekten gelecek frekanslar yırtabilirdi.Dünyayı ancak,kalpten fışkıran ışınlar delip geçebilirdi.

Çiçek gibi yetişen Meryem,büyük doğumun büyük sancılarına hazırdı.Kendisine bir evlat müjdelenmişti.İlkönceleri şaşırmıştı.Sonraları,Allah dilediğini rızıklandırır,her şey Allah’tan sözlerinin yüreğinde yankılanması bu hayreti,normalleştiriyordu.Kavminin baskısı iyice artmıştı.Doğum sancısının acısını dindirmek için tek başına , dağın başına yerleşti.Adeta olacak büyük olayların son planlarını yapar gibiydi.

‘’ Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü. Demişti ki: "Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)." Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım)." O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz (bir kadın) değilken" dedi. "İşte böyle" dedi. "Rabbin, dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)." Ve iş de olup bitmişti. Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi. Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." Altından (bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark kılmıştır." Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin."’’(Meryem,17-25)

Meryem,ruhunun derinliklerinde büyük doğumun sancısını hissediyordu.Bu ,büyük olayların bir sancısıydı.Asıl mücadelenin bu sancı sonunda başlayacağını biliyordu.Çiçek gibi saf ve temiz olmanın bir bedeli olmalıydı.Çiçek gibi ,saflık ve temizlik,ardından büyük sancı,sonunda da sürecek büyük mücadele.Bu olay hayatın,geleceğin gizli bir şifresiydi adeta.Bu şifreyi çözenler ancak Allah katında yüceliyordu.Şifreyi çözmeye çalışanlar,Allah'ın hoşnutluğunu kazanıyor,şifreyi çözmek için uğraşmayanlar ise hem dünyada hem de ahret te kaybedenlerden oluyordu.Şifre ortada idi.Çözümü belli ve kolay idi.Sadece uğraşmak ve çabalamak gerekliydi.  Herkesin ruhunda hissettiği bir doğum sancısı vardır.Allah katındaki değerimizi,bu acının ruhlarımızda bıraktığı izler belirler.Bu, Kur'an bedenli,sünnet ayaklı bir İslam adamının ayak izleriydi.İzlerin derinliği ve sürekliliği bu derecenin ölçütlüğünü belirliyordu.   Bu izlere sahip olanlar, üstün kılınmış,çiçek gibi yetişmiş çağının Meryem'leriydi.Etraflarına vahiy kokusunu ve Allah'ın reklerini saçarak,Çağının Meryem fonksiyonunu yerine getiriyorlardı.  Bu mücadele, zihinsel ve bedensel bir desteğe ihtiyaç duyuyordu.Meryem'in de bunlara ihtiyacı vardı.Önce zihinsel bir desteğe ihtiyacı vardı.Ruhunu sakinleştirmek,sabitleştirmek ve diri tutmak için. Bir söz,bir kelime,bir ışık,bir his.Yalnız olmadığına,tek başına bırakılmadığına,unutulmadığına dair bir söz.Zira bu söz mücadele etmenin gücünü ,kuvvetini ateşleyecekti.Böylece büyük olay ve büyük doğum gerçekleşecekdi.  Peygamber efendimiz de Meryem gibi annesiz ve babasızdı.Aynı kaderi paylaşıyorlardı adeta.O da ,aynı sözü ,aynı kelimeyi,aynı kıvılcımı beklemişti. ''Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı da''(Duha,3) ''Biz senin yüzünü göğe doğru çevirmekte olduğunu(gökten haber beklediğini) görğyoruz.''(Bakara,144)  Acıları,hüzünleri,zorlukları tüm benliğimizde hissettiğimiz anlar olmuştur mutlaka.Dualarımıza,bir an önce icabet,bir kabul edilmişlik duygusu beklemişizdir.Bu acılar ne zaman dinecek hissine kapıldığımız anlar olmuştur.Yüzümüze,gönlümüze,yüreğimize,ruhumuza semalarda destek arama turları attırdığımız bir çok anlar olmuştur mutlaka.Belki bir teselli,belki bir rahatlık,belki bir sukunet elde etmek  ümidiyle.Acı ve ümit kulağa hoş gelen  birbirinden ayrılmaz iki kardeş kelime.Acı adeta seni Allah'a doğru itekler.Ümit ise çaldığın kapının muhakkak sana açılacağını ve yüzüne kapanmayacağını kalbine fısıldar.Adeta şifrenin çift tarflı anahtarı gibi. Peygamber efendimiz,dostuyla mağarada iken.Dostu Ebubekir(r.a) de aynı sancıyı,aynı acıyı hissetmişti.Peygamber efendimiz bir söz ile bu acıyı ümide çevirmişti.  ''Üzülme,Allah bizimle beraberdir.''(Tevbe,40) Bu söz acıların üzerine adeta bir sünger çekmiş ruhlara gönüllere ümidi ekmişti.Bu söz yetmişti.Başka bir söze gerek yoktu. Sözün gücü özün gücünü oluşturuyordu.Ancak kalplerde,ruhlarda hissedilirse o söz güce dönüşüyordu.Aksi halde gözlere gelip kulaktan çıkan genel kültürden bir öteye geçemezdi. Gücü olan bu sözlere gerçekten çok ihtiyacımız var.Duymak isteriz hep bu sözleri.Sözler şefkatli bir ana gibi okşarlar başımızı,gönlümüzü.Bir teselli ve huzur verir acımış incinmiş gönüllere.Allah'ın sözleri Kur'an'dır.Dinledikçe kalplere gönüllere şifa ve huzur verir.Bu sözler ,bir ucu acı ,diğer ucu ümit olan köprüden sarsmadan aheste aheste geçirir insanı. İşte Meryem de doğum sancısını o kadar çok hissetmişti ki bir söze,bir kelimeye çok ihtiyacı vardı.Bir an önce söylenmeli ve gelmeliydi bu kelime. Allah,çiçeğini susuz bırakırmıydı hiç?O söz. o kelime tek,yalın ve anlaşılır bir kelimeydi.    'ÜZÜLME'  Anlamı,yalnız değilsin ,unutulmadın,terkedilmedin,görüyprum seni,işitiyorum seni anlıyorum seni yanındayım senin ve yanında olmaya devam edeceğim kokan bir kelimeydi.Duyanlara huzur ve güven veren bir kelimeydi.Gönülleri ve ruhları okşayan bir kelimeydi.Kişiyi koruyucu şemsiyesi altına alan bir kelimeydi. Allah'ın koruması altında olana kim zarar verebilir ki?Allah en büyük ve en hayırlı koruyucudur. Yakup (a.s) adeta ruhunun derinliklerinde, büyük doğumun sancısını hissettiği zaman Rabbine şöyle yalvarıyordu. ‘’Allah en hayırlı koruyucudur.O Erhamurrahimindir.’’(Yusuf,64) Peygamber efendimiz de Mekke den Medine ye hicret edip büyük doğumu gerçekleştirmek için evinden çıkarken evinin etrafını saran düşmanlar O’nu göremediler adeta kör oldularRabbi O’nu korumuştu.O en hayırlı koruyucuydu.Meryem de bu söz ile Allah’ın koruması altında olduğunu artık tüm benliğiyle hissediyordu.Böylece gerekli olan zihinselsel destek sağlanmış oluyordu.Sıra bedensel destekteydi.Çünkü Meryem’e güç ve kuvvet lazımdı.En temel besin kaynağı su ve yiyecekti.  Meryem,Hacer gibi bir tepeden,diğer tepeye koşamazdı.Kucağında Allah’ın emanetini taşıyordu.Yiyecek ve içecek yanına gelmeliydi.Bu Allah için çok kolaydı.Zira  daha önce mescid te her seferinde Allah katından rızıklandırılıyordu.Yanında bir su , dayandığı ağaçtanda hurma ulaştırılmıştı kendine.Hurma ve su ,en temel gıdalardı. Böylece zihinsel ve bedensel destek tamamlanmıştı.Büyük olay ve büyük mücadele için geriye israiloğullarına dönmeliydi.Kaderin cilvesine bakın.Tur dağında kendisine mucizeler verilen Musa(a.s)’ya ‘Fravuna git ve onu uyar’ denilmişti.Meryem’e de en büyük mucize İsa(a.s)verilerek uyarmak üzere fravunlaşmış israiloğullarına gönderiliyordu.Çünkü İsrailoğulları kendilerine gelen bütün peygamberlere ihanet etmiş hatta bazılarını öldürüp şehid etmişlerdi.Bunun bir bedelini ödüyorlardı adeta.  Allah(c.c),İsa(a.s)’yı onlara peygamber olarak şartlı gönderiyordu.Bu şart  Meryem’i kabul etmeleri şartıydı.Zira bu imtihanı kaybetmeleri kesindi.Kendilerine gönderilen peygamber,zina iftirasından bulundukları Meryem’den dünyaya gelmişti hemde babasız olarak.İsrailoğulları için zor bir imtihandı.İmtihanın sonucu belliydi,kaybedeceklerdi.Adeta yaptıklarının  bedelini ödüyorlardı. Hayat süresince çektiğimiz acılar da attığımız yanlış adımların bedeli değilmiydi?Allah hiçbir kuluna eziyet etmez.O çok merhametli ve şefkatlidir.Peygamber efendimiz(s.a.v)’’Bir anne çocuğunu nasıl ki bir ateşe atmak istemezse Allah bu anneden yüz kat daha şefkatlidir’’ Bu yüzden insanlar,attığı adımların nereye atıldığına dikkat etmeliler.Atılan adımlar Allah’a doğru mu? Yoksa yasaklanmış  yönlere doğru mu?Atılan adımlar,geleceğimize yönelik atılan adımlardır.Her adım Allah katındaki yerimizi belirler.Atılan adımların biri, Allah’ın Kitabı Kur’anı diğeri ise Allah’ı peygamberinin sünnetinin izlerini taşımalıdır.İzlerin derinliği ve sürekliliği de Allah katındaki değerimizi belirler.Kiminin izleri derin,kiminin puslu,kimininde silik çıkar.İzleri silik olanlar hem dünyada hemde ahrette silik olanlardır.Hiçbir şekilde kale alınmayacak ve kaybedenlerden olacaklardır. İzleri silik olanlar hayatın öznesi yani yönlendiricisi,yani  Meryem’i  olamazlar.Onların kimi hayatın nesnesi,hatta kimileri de belirtisiz nesnesi ,hiçbir fonksiyonu olmayan kişiliksizlerden oluşurlar. Musa(a.s) Fravunu uyarması için gittiğinde kardeşi Harunu  da ona yardımcı olması için görevlendirmişti.Çünkü Harun çok iyi konuşan biriydi. Meryem ise fravunlaşmış israiloğullarına gönderildiğinde ,susması istenmişti.Zira Allah O’nun konuşma işini yüklenmişti O,konuşturacaktı.Meryem’e düşen susmaktı.Allah onunla beraberdi.Allah ile beraber olmak en büyük mutluluk,en yüce lütuftu. Kendinden emin ve güven içinde İsrailoğullarına dönmüştü.Zekeriyya ve inananlar büyük mucizeyi bekliyorlardı ama nasıl olacağını bilmiyorlardı.Büyük bir sürpriz olmalıydı.Akla hayale gelmeyen,mantığın ve aklın idrak edemeyeceği,kimsenin ummayacağı bir mucize olamalıydı ki.İnkarcı israiloğulları bu dersi kıyamete kadar unutmasınlar ve onlara büyük bir ders olsun.İnananların da gönlüne şifa ve mutluluk versin.Bütün acılarını ümide çevirsin. Meryem’in ağzı konuşmuyor ama yüreği konuşuyordu. Tarih tekerrür ediyordu.Zekeriyya’nın bu rızıklar nerden diye sorduğunda Meryem ‘Allah’tan ‘diyordu.İsrailoğullarının  inkarcıları bu çocuk nerden dediklerinde yüreğiyle’Allah’tan’ diyordu.Bebeğini işaret ediyordu.Adeta size daha önceden cevap vermiştim size cevap vermeme gerek yok,siz aşağılık insanlarsınız dercesine.Kur’anda kıyamete kadar baki kalacak ,inkarcı israiloğullarının suratlarına şamar gibi inecek, onları tarihin karanlıklarına gömecek şu sözleri sarfediyordu,Meryem’in kucağındaki bebek; 

‘’Bunun üzerine çocuğu gösterdi.’Biz dediler,beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz.  Çocuk şöyle dedi:Ben,Allah’ın kuluyum.O,bana kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Nerde olursa olayım O,beni mubarek kıldı,yaşadığım sürece bana namazı ve zakatı emretti.  Beni anneme saygılı kıldı,beni bedbaht bir zorba yapmadı.Doğduğum gün,öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.  İşte,hakkımda şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa Hak sözünce budur.’’(Meryem,29-30-31-32-33-34) 

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !