Embed

SEN YUSUF'SUN

 

Sen Yusuf’sun

Her hicret bir inkılaptır.Bu inkılap,önce içtekileri, sonrada dıştakileri terk etmekle başlar. insan da birtakım duygusal etkiler bırakır.Bu etkiler; hasret,özlem,acı ve tatlı hatıralar,geridekileri merak etme,tekrar dönermiyim kaygısı gibi karmaşık birtakım duygulardır.Bu duyguların hepside,  her insanda olumsuz etkiler ve izler bırakır.

 İlahi taktirin senaryosunda ,her peygamberin bir hicreti vardır.Bu sünnetullahtır.Peygamber efendimiz de bu Sünnetullah gereği hicretini gerçekleştirmek istemişti.Peygamber(s.a.v) Hz.Ali’yi kendi yerinde bırakıp, doğup büyüdüğü yerleri terk ediyordu.Bu hüznün ve acının zirveye noktası idi.Bir teselliye,bir morale ihtiyacı vardı.Belki bir üzülme sözü,belki bir nasihat,belki de geleceğini görüp,özdeşleşeceği tarihi bir kıssa olabilirdi.Nitekim tarihte yaşamış peygamberlerin ve onların karşısındakilerin her çağda varolduğunu ve varolacağınıda biliyoruz.Her çağın bir İbrahim’i,Musa’sı,İsa’sı ,Davut’u,Meryem’i,Asiya’sı,Zeyneb’i olduğu gibi Nemrut’u,Fravun’u,Calut’u ve Ebu Cehil’i de olacaktır.

   Peygamber efendimiz, hicret ettiği sırada Yusuf suresi nazil olmuştur.Bu surenin nazil olmasıyla,Allah Rasulu ,özdeşleştiği,benzeştiği kişiye kavuşmuştu.Bu sure ile Allah (c.c), adeta Hz.Muhammed’e Sen Mekke’nin Yusufusun diyordu .Biz müslümanlara da, sizlerde çağınız Yusuflarısınız mesajını veriyordu.

 Bu sure Peygamber efendimiz için büyük bir teselli ve moral kaynağı olmuştur.Allah O’nun geleceğini  garanti altına almıştı.

"Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz."(Yusuf,9)

Yusuf’un kardeşleri,O’nu öldürme planları yaparken,Mekke de Darul Nedvede de müşrikler Peygamberi öldürme planları yapıyorlardı.Mekkeli müşrikler Yusuf’un kardeşleri rolünde oynuyorlardı

Kardeşleri Yusuf’u kuyuya atarak planlarını uygulamaya koydular.Allah Rasulü de kızgın çöllerin uçsuz bucaksız kuyularında yol alıyordu.İkisi de kuyudaydı.Her ikisine de güven ve garanti veren ayetler nazil olarak ,acıları ,kederleri ve hüzünleri buharlaştırıp yok oluyordu.İşte geleceği garanti altına alan moral ve teselli ayeti;

‘’Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, Biz ona (şöyle) vahyettik: "Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin."(Yusuf,15)

Onların yaptıklarını onlara haber vereceksin.Bu sözün arkasında şu şifreler gizli idi.Sana bunu yapanlar önünde diz çökecekler,bu sıkıntılı günler gelip geçecektir.Kuyuya atılmaktan korkma.Yüreğinin,benliğinin ve iradenin karanlık kuyulardan kalmasından kork.Nitekim herbirimizinde atıldığı kuyular vardır.Korkulması gereken yüreğimizin aklımızın kuyularda kalmamasıdır.Yusuf’un yüreği kuyuda değildi.Atanların akılları ve vicdanları kuyuda idi.Herkesin kuyusu,aynı zamanda zaaflarıdır.Herkes kendi kuyusuna baksın.Kuyularımız kadın mı?Para mı? Makam mı?Mal ve mülk mü? Bunları kuyularımızdan çıkarıp atabilmişsek ,çağın Yusufları olmaya adayız demektir.Bu kuyularımızdan çıkmayı becerememişsek,  ebediyen kör kuyularda kalmaya devam edeceğiz demektir.

  Yusuf,kardeşleri tarafından kuyuya atılmıştı.Şimdi bizler,

 Yusuf’un kuyuya atıldığına mı ağlayalım? Yoksa atanların haline mi?Yada kuyuya atılan mı? yoksa atanlar mı zararlı çıktı?Sorularını kendimize sormamız gerekir.

Nerden baktığımız çok önemli.Şeytanın gör dediği yerden bakarsak Yusuf zararlı.Allah’ın gör dediği yerden bakarsak Yusuf karlı.İleriye dönük baktığımızda Yusuf’un karlı olduğunu göreceğiz.

 Bu kıssada  Mekke’li Yusuf’a da mesajlar bir bir geliyordu.Sana yapılanlar için Yusuf’a bak.Çünkü sen Yusuf’sun.Senin akıbetin Yusuf’un akibeti gibidir.Yükselmen ve yücelmen için kuyulara inmen gerekir,mesajı veriliyordu.

‘’Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (Kendisi'nden) yardım istenecek olan Allah'tır."(Yusuf,18)

Yakup,’siz ondan habersiz iken onu bir kurdun yemesinden korkuyorum’ sözünde ki kurt kelimesi Yusuf’un kardeşleri için uyduracakları bir bahane olmuştu.Adeta Yakup ilahi senaryonun sunuma girmesine yardımcı oluyordu.

 Büyük senaryolar,büyük makamda yazılr.Biz ilahi senaryoda kimin rolünde oynadığımıza bakmalıyız.Zira rolleri seçen bizleriz.Seçtiğimiz role göre de karşılığını alırız.Şeytanın mı? Yoksa Ademin mi? ,Habil’in mi? Yoksa Kabilin mi?,Yusufun mu ?Yoksa O’nu kuyuya atanların mı? Rolünde oynadığımıza bakalım.Hangi rolde oynarsak oynayalım,sonuçta Allahın irade ettiği şey mutlaka yerine gelecektir.Allah ‘tan gayrı hiçbir başarı, başarı olamaz.Başarı için mutlaka Allah’ı hesaba katmak gerekir.

 Yusuf Mısır’a götürülüp Mısır vezirine satıldıktan sonra,Vezir’in karısı,insanlığın en derin kuyusu olan fiili işlemek istedi.Bu derin ve karanlık kuyu insanların yüreklerini ruhlarını karanlığa gömecek bir kuyuydu.Allah Rasulu  bu karanlık kuyu hakkında bizlere şöyle uyarıda bulunuyordu ‘’Diline ve şehvetine garanti verene,cenneti garanti veririm’ hadisi ile bu tuzağın büyüklüğüne dikkat çekiyordu. .Şunu çok iyi bilmeliyiz ki,çağımızın da en derin kuyusu da ,şehvet kuyusudur.

‘’Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin (zinayı yasaklayan) kesin kanıt (burhan)ını görmeseydi- o da (Yusuf da) onu arzulamıştı. Böylelikle Biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o, muhlis kullarımızdandı.’’(Yusuf,24)

Yusuf,en büyük imtihanını vermişti.Yusuf’un Züleyhaya meyletmek isteğine şaşırmamak gerekir.Asıl önemli olan nefsin arzu duyduğu anda onu dizginlemektir.Şehvetin olmaması düşünülemez.Yusuf’u Yusuf yapan da bir insanın sahip olduğu içgüdülere sahip olmasıdır.Asıl erdemlilik,asıl dik duruş bu duygulara sahip iken günahlara karşı direnebilmektir.Tevbe aynı zamanda günahlara karşı direniş gösterilmesidir.Yusuf ,Allah’ı hesaba katıyor.Allah ‘sız bir başarının olamayacağını ve Allah’ın mutlaka hesaba katılması gerektiğini vurguluyor.

 Günahlara karşı dik duruş ta bir duadır.Her günah karşısında Yusuf gibi durursak, her anımız da dua olur.Dua, aynı zamanda insanın iç dünyasının,Allah’a karşı haddini bilen bir duruşudur.Bu duruş karşısında Yusuf’un efendisi de Yusuf’un haklı olduğunu görüyor.Zira Yusuf’un elbisesi arkadan yırtılmıştı.

 Her Yusuf’un bir Züleyhası vardır.Züleyhasız da Yusuf olmaz.Herkes Züleyhasına baksın.İşyerlerimiz,çevremiz,yakın çevremiz ,internetler Züleyhalarla çevrilidir.Yusuf’un duruşunu mu? Yoksa Züleyha’nın duruşunu mu? Sergiliyoruz.Kaçan mı ?Yoksa kovalayan mıyız?Yusuf rolünde mi oynuyoruz?Yoksa Züleyha rolünde mi oynuyoruz?

 Elbiselerimize,eteklerimize bakalım ,arkadan mı ?Yoksa Önden mi yırtılıyor?Bu yırtıklar aynı zamanda hayamızın,edebinizin,ahlakımızın,takvamızın yırtıklarıdır.Yırtığın önden yada arkada olması çok önemlidir.Doğru ve yanlışa ancak bu şekilde karar verebiliriz.Arkadan yırtılmış ise üzülmenize gerek yok.Yeter ki önden yırtılmasın.Maalesef makam ve mevki sahibi  bazı şahsiyetler ilk iş olarak elbiselerini önden ,arkadan her taraftan yırtmaya başlıyorlar.Yusuf’un değil Züleyha’nın rolünde oynuyorlar.Şunu çok iyi bilmeliyiz ki önünüzü Allah’a ve kıbleye dönerseniz Arkanızdan da korunursunuz.Yusuf önünü Allah’a döndüğü için Allah ‘ta O’nu korumuştu.

‘’Mü'minler gerçekten felah bulmuştur; Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir; Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir;Ve onlar ırzlarını koruyanlardır; ‘’(Muminun,1-5)  Yönünü Kıbleye dönenler ırzlarını korurlar...

Yusuf haklı olduğu halde,zindanı tercih etmişti.Suçlular güçlü olursa güçsüzler hapise girer.Tarih boyunca hep böyle olagelmiştir.İlahi senaryoya göre önce kuyu,sonra saray ve sonrada zindan.Zindan,Yusuflar’ın geleceğe,hayata bilenme ve tefekkür yeridir.Zindan Yusuf’un Hirasıydı.Allah Rasulu,Yusufdu.Yusuf ta Hz.Muhammed idi.Zira her ikiside annesiz ve babasız büyümüşlerdi.Her nekadar Yusuf’un babası olsa da Yusuf ,ömrünün daha fazla yıllarını babasından ayrı geçirmişti. Şu soruları sorup cevaplarını bulmamız gerekir.Cevaplarını bulursak,Yusuf kim,Züleyha kim olduğunu daha iyi kavrayabiliriz.

Zindana atılan Yusuf mu?Yoksa Züleyha mı?

Allah’ın gör dediği yerden bakarsak.Yusuf zindan da özgür,Züleyha sarayda mahkum.Yusuf fiziken,bedenen Allah’a köle,Züleyha şehvetinin ve nefsinin kölesi.Yusuf’un bedeni köle,Züleyha’nın ruhu köle.Hisler ,duygular akıllara pranga vurmuşsa,O kişinin ruhu ,iradesi nefsinin kölesi olmuştur ve her an ,her zaman zindan hayatı yaşayacaktır.Kaçan Yusuf,kovalayan ise Züleyha.Toplumumuzda,çevremizde,işyerlerimizde,maalesef Müslüman dediğimiz şahsiyetlerde hep bu zaaflar var.Her nedense bir türlü bu zindandan çıkıp ruhlarını özgürleştiremiyorlar.Çok yazık binlerce gencimiz de nefsilerinin tutsağı olup ruhlarının köleleştirmişler.Televizyon dizileri,şarkılar,gazeteler ve bilgisayarlar köleleşmiş ruhlara adeta gardiyanlık yapmaktadırlar.  Allah’ın gör dediği yerden bakarsanız Yusuf efendi,Züleyha köle idi.Çünkü Yusuf günaha karşı direnmişti. Zindana giren Yusuf zindanda bir hayat ortaya koyuyordu.Hapis  arkadaşları onun otoritesini kabul edip,O’na tabi oluyorlardı.Onlara tevhidi anlatıp,imanı kazandırıyordu.Zindan da bile iman, imanı doğuruyordu.İman en büyük imkandır.İman gibi bir imkanın varsa zindanda bile olsan imanı doğurur.Eğer iman yoksa saraylarda dahi olsanız ruhunuz zindandadır.Saraylarda yaşayan Fravun’un eşi Hz. Asiya Allah’a iman edip ve Allah yolunda şehid olduğunu hatırlayalım.Ona dünyada ki kadınlardan üstün olma vasfını veren  sebep de bu idi.İman mekan ve sınır tanımaz.Yeterki yüreğini aç,o gelir yerleşir oraya ve bir daha oradan çıkmaz.  Zindan arkadaşları,gördükleri rüyayı Yusuf’a yorumlatmak için geldiklerinde,Yusuf rüyalarını yorumlamadan önce onlara Tevhid’i anlatıyor.Önce tevhid inancının oluşması gerektiğini ifade ediyor.Aynı zamanda bizlere bir de metodoloji öğretiyordu. "Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı?" "Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler."(Yusuf,39-40)Hükmün yalnızca Allah’a ait olması,Allah’ın iradesinin her zaman galip geleceğini ifade etmektedir.Allah, irade ettiği şeyi mutlaka yerine getirecektir.Allah’tan gayrı hiçbir başarı olmaz.Başarı için  muhakkak Allah’ı hesaba katmak gerekir. Zindan arkdaşlarının gördüğü rüyalarının yorumu aynen  hakikate dönüşmüştür.Mısır kralı da gördüğü rüyaları yorumlatmak istemiş fakat çevresinde ki rüya yorumcuları,rüyaları yorumlayamadılar.Eski zindan arkadaşı,Yusuf’a gelip rüyaları yorumlatmak istediğinde Yusuf ,bu rüyaları yorumlamakla kendisini zindana atan bir ülkenin geleceğini yorumlayıp adeta yeniden inşa ediyordu.Rüyanın yanında hayatı da yorumluyordu.Kendisini haksız yere zindana atanların ülkesinin geleceğini inşa ediyordu.Ben de onlara kötülük yapayım demiyordu.Çünkü bir hedefi vardı ve hedefi büyüktü.Erdemlilik,yiğitlik te bunu gerektiriyordu.Rüya yorumcuları ,Musa’ya iman eden sihirbazlar gibi Yusuf’un rüya tabirlerini hakikate dönüştüren Allah’a iman etmeleri gerekiyordu.Fakat onlar hakikati göremediler ve iman edemediler.  Rüya, insanın gönül perdesinde oynan tek kişilik bir oyundur.Oyunu kimin oynattığına bakmak gerekir.Oyunu oynatan Allah mı?Yoksa Şeytan mı?Bunu görmek gerekir. Hz Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (s.a.v) şöyle buyuruyori: "Benden sonra, nübüvvet yok. Sadece mübeşşirat (müjdeciler) olacaktır!"Yanındakiler sordu"- Mübeşşirat da nedir`?" " Salih rüyadır" diye cevap verdi ’’(Buhari, Tabir, 5)  Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: "Zaman yaklaşınca, mu'minin rüyası, neredeyse yalan söylemeyecek. Mu'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür " Buhari'nin rivayetinde şu vardır: "Nübüvvetten cüz olan şey yalan olamaz " (Buhari, Ta'bir 26; Muslim, rüya 8.) Rüya,gören için bir ışıktır.Allah Rasulü sahih rüyaların seher vaktinde görülebileceğini söylüyor.  Rüyaların  hakikatlere dönüşmesi sonucunda Yusuf,Mısır’a vezir oluyor.Artık şu sorular, cevabını bulmuş oluyordu.Zindanda olan kim? Özgür olan kim?Yusuf mu zindan da?Yoksa Züleyha mı zindanda? Böylelikle bir kişinin nasıl tek başına tevhid-adalet ve özgürlüğü inşa ettiğini Yusuf’un şahsında görme imkanına kavuşmuş oluyoruz...

Mekke’nin Yusufu da bu kıssa ile ‘Ey Muhammed! sen de Yusuf gibi terk ettiğin yerlere tevhid-adalet ve özgürlüğü mutlaka hakim kılacaksın,müjdesi veriliyordu.  Bizlerede,ey bu çağın Yusufları,Yusuf olmanın,öncü olmanın ve liderliğin yolu kimi zaman kuyulardan,kimi zaman zindanlardan geçer,Yusuf olursanız,muhakkak Yusuf’un kavuştuklarına sizlerde kavuşacaksınız mesajı veriliyordu.  İlahi senaryonun son perdelerine yaklaşılıyordu.Kıtlık baş göstermiş kardeşleri Mısır’a gelmişti.Yusuf onları tanımış,onlar Yusuf’u tanıyamamışlardı.Yusuf kardeşlerinin ,ikinci kez gelişlerinde Bünyamin’inde getirilmesi şartını koşmuştu.Yakup,oğullarına güvenmiyordu.Yalnız ve yalnız Allah’a güveniyor ve O’nun koruyucu şemsiyesi altına sığınıyordu.Çünkü Yakup,oğullarını çok iyi tanıyordu. ‘’Dedi ki: "Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında size güvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve O, esirgeyenlerin esirgeyicisidir."(Yusuf,64) İlahi senaryoya göre Yakup,Bünyamini de kaybetmesi gerekiyordu.Zira Allah, bittim denilen yerde yettim diyecekti Allah’tan başka tutunacak hiçbir şeyi kalmaması için Bünyamini de yitirmesi gerekiyordu.Böylece sadece Allah’la bütünleşmiş olacaktı.Allah’ın şah damarından daha yakın olduğunu hissetmiş olacak ve Allah’ın kendisinden daha yakın olduğunu anlamış olacaktı.  Mekke’nin Yusufu da aynı senaryoyu yaşamıştıBabasını,annesini,dedesini,amcasını ve eşi Hatice’yi  kaybetmişti.Meryem de babasını,annesini ve yakınlarını kaybetmişti.Adeta bütün bu yitirmeler Sünnetullahtı.Allah’tan başka dayanacak hiçbir dayanak kalmaması içindi.Sahip olunanlar  bir bir kaybolmalı ki Allah ile baş başa kalınabilsin.Yücelmenin,üstün olmanın yolu bu idi.Adeta  Allah’a yakınlaşma operasyonunun bir planıydı.  Yakup,oğullarına gereken nasihatleri yaparak onlara gereken mesajları da vermeyi ihmal etmiyordu. ‘’Ve dedi ki: "Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah'tan hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler."(Yusuf,67) İki altın sözcük.Biri Allah’ın taktiri,diğeri insanın tedbiri.Taktir ve tedbir,birbirinden ayrılmaz bir bütündür.Biri diğerinden ayrılırsa denge bozulur.Adeta kainatın denge unsurları.Bu dengeyi kuramayanlar dengesizleşir.Bu dengeyi kuramayanlar ya insan iradesini ön plana çıkartıp mantıkçı ve akılcı bir yapıya bürünür,yada tedbirleri elden bırakıp kaderci bir mantığa bürünürler.Bu altın dengeyi Yakub’un şahsında görüyoruz.Tedbir alırken Allah’ı da hesaba katıyor.Allah’ın hesaba katılmadığı bir planın ,bir projenin başarılı olamayacağı gerçeğini vurguluyor.  Mekke’nin Yusufu da ,Mekke’yi terk ederken hemen Medineye yönelmemiş.Düşmanlarını şaşırtmak için değişik yönlere yönelmiş, gündüzleri  gizlenip geceleri  yoluna devam ederek gereken tedbirleri  almıştır.  Yusuf,diğer kardeşlerinden habersiz bir şekilde Bünyamin’e kendisinin kardeşi olduğunu söylüyor.Böylece sadece Bünyamin Yusuf’u tanıyordu.Geri dönüş yolunda Bünyamin’in eşyaları arasına konulan bir  su kabı ile Bünyamin alıkonulmak isteniyor.Kardeşleri hala gerçekleri göremiyorlardı.Çünkü Yusuf’a yaptıklarının aynısını Bünyamine de yapıyorlardı. ‘’Dediler ki: "Şayet çalmış bulunuyorsa, bundan önce onun kardeşi de çalmıştı."(Yusuf,77) Karakterleri hala aynı ve değişmemişti.Kardeşleri Bünyamine de aynı yaftayı yapıştırıyorlardı Halbu ki Bünyamin’in hırsızlık yapmayacağını biliyorlardı.Bu olayın arka planını düşünüp gerçekleri görmeleri gerekiyordu.Zira her zaman gördüklerimiz doğru çıkmayabilir.İnsan gördüklerinin arka planına bakmalı ve görmelidir.Şeytanın bak dediği yerden değil.Allah’ın bak dediği yerden olaylara bakmak gerekir.Halbuki onlar yıllar önce Yusuf’u babalarından çalmışlardı.Hem de babalarına acı çektirmek pahasına. Kardeşleri ,Bünyamin’i Mısır’dan bırakarak ülkelerine döndüler.Babalarına olan biteni anlattılar.Babaları tevekkül ,sabır ve umut kokan sözlerini sıraladı. ‘’(Şehre dönüp durumu babalarına aktarınca o:) "Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların tümünü bana getirir. Çünkü O, bilen, hüküm ve hikmet sahibi olanın Kendisi'dir."(Yusuf,83) ‘’Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum. Ben Allah'tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum."(Yusuf,86)  "Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez."(Yusuf,87) Yalnız ca Allah’a tutunmuş olan Yakup,Yine Allah’a sığınıyor,yine O’ndan istiyor ,yine O’na yöneliyor ve yine O’na dönüyor.Sabrı ve umudu kuşanıyor.Sabır ve umut ,imanın en tatlı meyveleridir.İmanı olmayan bu meyveleri yiyemez,kokusunu dahi alamaz.Umut ve Sabır imanın çocuklarıdır.İman yoksa ikisi de yetim kalır,yaşayamazlar.Yusufu olanın umududa vardır.Umudu olanın imanı da vardır.İman olmadan umut olmaz.Müminler umudunu kesmezler,ancak kafirler Allah’tan umudunu keserler.Yakuo oğullarına hadi gidin Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin.Umutsuz olmayın,Yusufsuz dönmeyin.Zira o size dönecektir.Çünkü ilahi senaryo böyle… İlahi senaryonun final kısmına yaklaşılmıştı.Kıssanın en dramatik ve en heyacanlı bölümü idi.Artık gerçekleri açıklamanın zamanı gelmişti.Artık küçükken gördüğü rüyanın hakikate dönüşme zamanı gelmişti.Otuz yıldan fazla bir süre sonra babasına kavuşacaktı.İlahi senaryoda  sona doğru yaklaşılıyordu.Herkes rolünü oynamıştı.Kuyuya atanlar,atılanlar.Yusuflar,Züleyhalar.Zindana atanlar,atılanlar.Kim hangi rolde oynamışsa karşılığını ona göre alacaklarlardı.Çağın Yusufları da gereken mesajları alarak,bu kıssayı çağlarına taşıyacaklardı. "Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufta bulundu. Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz’’(Yusuf,90) İki altın anahtar sözcük,Takva ve sabır.Takva kişiye bilinç ve derinlik kazandırır.Sabır ise hayatın zorluklarına karşı direnç kazandırır.Bilinç ve takva;Allah’a karşı esas duruştur.Direnç ve sabır;İnsanın hayata karşı esas duruşudur.Bu esas duruş, hüzünlere,kederlere ve acılara karşı dik durmak,eğilip bükülmemek,pesetmemek ve havlu atmamak demektir.İnsanlara duruş bilincinin nasıl olması gerektiği öğretiliyordu.Dik durmayı sağlayan kaynak da Allah’tır.Başına gelenlere direnenler,bu direncin karşılığını alacaklardır.Allah bilinçli ve dirençli kimselere mutlaka yaptıkları iyiliklerin karşılığını mutlaka verecektir ‘’Dediler ki: "Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik."(Yusuf,91)

Allah kıssanın başında Yusuf’a vaat ettiği sözü yerine getirmişti. Yusuf’u onlara üstün kılmıştı. Mekke’nin  büyükleri ,Mekke’nin Yusufu’nunda İslam ordusunun Mekke’ye girişinde üstünlüğünü kabul etmişlerdi.Allah Rasulu zorla terk ettiği Mekke ye geri dönüyordu.Hem de yüz binlerce kişiyle, şerefli ve üstün bir şekilde.Yusufu’na kavuşuyordu.Daha hicret sırasında bu kıssayla müjdelenmişti.O’da biliyorduki kavuşmak için, sahip olunanlar feda edilmeliydi.Kavuşmak için kuyulara inmek gerekiyordu.Kavuşmak için İsmail’ler kurban edilmeliydi. Fetih günü İslam ordusu Mekke’ye seller gibi akıyordu.Mekke’nin reisi Ebu Sufyan,Rasulullah’ın amcası Abbas ile birlikte İslam ordusunu seyrediyordu.Ebu Sufyan’’Ya Eba Fadl;Kardeşinin oğlunun saltanatı ne kadar da büyümüş,dedi.Abbas da:’’Ey Ebu Sufyan,o saltanat değil.O Peygamberliktir.Sen onu anlamıyorsun.’’dedi. Yusuf’un kardeşlerinin itirafları ile aynı. Mekke’nin Yusufu’na yıllar sonra olacak olaylar,yıllar öncesinden haber veriliyordu.Çağların Yusularına da aynı mesajlar veriliyordu.  Yusuf, kardeşlerine  babasının ak düşmüş gözlerinin açılması ve kendi müjdesini vermek için gömleğini babasına gönderdi. ‘’Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum." "Allah adına, hayret" dediler. "Sen hala geçmişteki yanlışlığındasın."  Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi?"(Yusuf,94-95-96) Yakup hem aşık,hem de bu aşkı ,gönül gözünü kör etmiyordu.Sürekli Allah’tan istiyor,sürekli Allah’a tevekkül ediyor ve sürekli Allah’ın gör dediği yerden  bakıyordu.Gerçek aşık da böyle olmalı.Yakup’un sevdası ak sevda.Züleyha’nın sevdası ise kara sevda idi.İnsanın evladını sevmesi suç değil ,yeter ki Allah’ı unutmasın ,Allah’ın her olaya müdahil olduğunu anlasın.Her zaman Allah’ı elde var bir olarak görmesi gerekir.  Yakub’un  kederden gözlerine ak düşmüştü,ama Yusuf’un kokusunu alan bir burna sahip olmuştu.Flistinde ki baba Mısır’daki kokuyu alıyor.Bu hasret için iki gözünü vermişti.Hasret ve muhabbet saf olunca verdiklerinizin çoğu size geri dönecektir.Unutmamak gerekir ki yüreklerin de burnu vardır.Yürekler koku alırsa burnunuzda koku alır.Kur’anda ;onlar sağırdır,dilsizdir,kördürler.Yani yüreklerinin gözü kör,kulakları sağırdır  diyordu.  Koku alan yürektir.Seversen alırsın.Muhabbet uzağı yakın eder.Aşk şeffaflaştırır.Zamanı ve mekanı aşırır.Seveni sevdiğine yakın eder.Yusuf babasını anladı ama çevresindekiler anlayamadı.Yusuf ta babasına aşıktı.O da biliyordu ki,insan eğer gözleriyle sevdiklerini göremeyecekse o göz neye yarar.Babasının kendisini görmesi gerekiyordu.  Yakup,Allah’a karşı edebini kuşanarak,bildiklerinin ve hissettiklerinin yegane tek kaynağının Allah olduğunu hatırlatıyordu.Hep birlikte Yusufu’na kavuşuyor.Yusuf anne ve babasını bağrına basıyordu. ‘’Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur."(Yusuf,100)Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur."

 Annesinin ve babasının yanında Allah’a tevekkül ve teşekkür ediyor.Kime teşekkür edileceğini çok iyi biliyor.Allah’ın hayata müdahil olduğunu ve her şeyin O’nun ilahi senaryosu doğrultusunda gerçekleştiğini dile getiriyor. Mekke’nin Yusufu da ilahi taktirin finalinde Mekke’nin fethinde Kabeye sığınan müşriklere şöyle sesleniyordu: ‘’Ey Kureyş topluluğu.Bu gün size ne yapacağımı sanıyorsunuz?Mekkeli müşrikler;Sen kerim bir kardeşin,kerim bir oğlusun.Cömertlik,erdemlik ve bağışlanma bekliyoruz.Dediler.Rasulullah ,Yusuf’un kardeşlerine dediği ayeti okuyor.’’ Dedi ki: "Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir."(Yusuf,92)Ve hadi gidin serbessiniz diyordu. Bilgi ve hikmet içinde yazılan senaryonun muhteşem oyuncuları.Bu kıssa adeta bilgi ve hikmet deposu.İlahi taktirin senaryosu sona eriyor.Herkes kendi rolünü oynadı.Oynadıkları rollere görede karşılığını mutlaka alacaklardır.Allah taraftarları kazandılar.Allah’ın gör dediği yerden olaylara bakanlar kazandılar.Allah’ın gör dediği yerden hayatı yorumlayanlar kazandılar.Bunun dışındakiler ise kaybedenlerden oldular. Yusuf’un Rabbine hitaben yaptığı dua ve biz Yusuf adaylarının yapacağı dualarla da ilahi taktirin senaryosunu sonlandırıyoruz:

‘’Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat."(Yusuf,101) Rabbim! Düştüğümüz kuyulardan bizi çıkar.Kuyularımızı Kur’an ışığıyla aydınlat. Rabbim!Önümüzü kıbleye ve sana doğru yönlendir,elbiselerimizin önden yırtılmasına izin verme. Rabbim! Züleyhalarımızla karşılaşırsak,Yusuf gibi nefsimizi koruyanlardan eyle. Rabbim!Zindanlarımızı aydınlat.Zindanlarımızdan kurtar bizi. Rabbim!Nefislerimizin ruhlarımızı kuşatıp köleleştirmesine izin verme. Rabbim!Yusuf gibi ilmimizi artır ve hayatı yorumlamayı bizlere öğret. Rabbim!Bütün olaylara şeytanın gör dediği yerden değil,Senin gör dediğin yerden bakmayı öğret. Rabbim!Hayatın her safhasında Seni hesaba katanlardan eyle. Rabbim!İlahi taktirinin senaryolarında Züleyhanın değil Yusfun’un rolünde oynayanlardan eyle. Rabbim!Yusuf gibi erdemli,şerefli bir duruşla duranlardan ve tevhid-adalet- özgürlük için çalışanlardan eyle. VelhamdulillahiRabbilalemin…     

*Seyfettin BUDAK

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !