Embed

TİTREYEREK AĞLAMAK

VAHYİN İBRETLİK SAHNELERİ-4

Titreyerek Ağlamak

‘’ Rablerine karşı ,içleri titreyerek korku duyarak derileri ürperir. Sonra da onların derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine (karşı) yumuşar yatışır.’’(Zümer:23)

‘’ Ağlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve Kur'an onların derin saygısını artırır.’’(İsra:109)

Mekke’nin ilk yıllarında İnsanlar Kur’an’ın hangi özelliğine hayran kalıp,titreyerek göz yaşı döküyorlardı?

İnsanlar bu birkaç surenin hangi etkisinde kalıp O’na hayran kalıyor ve İslam’ı tercih ediyordu.?

Mekkke’de daha birkaç surenin indiği günlerde Hz.Ömer(r.a):’’Kur’an’ı dinlediğim zaman onun karşısında kalbim yumuşadı,ağladım ve İslam’la şereflendim.’’

Kur’an’a ve Hz.Muhammed’e inanmayan Velid bin.Muğire ise:’’Allah’a yemin ederim ki;Kur’an’ın bir tatlılığı,bir güzelliği var.O,altındakileri ezip geçiyor ve her şeyin üstüne çıkıyor.Ondan daha yüce bir söz olamaz!O; ancak etki altında bırakan bir büyüdür.Onun kişiyle ailesini,çocuklarını ve kölelerini birbirine düşürdüğünü ve aralarında ikilik çıkardığını görmüyor musunuz?...’’diyordu.

Daha İslam’ın ilk yıllarında Kur’an’ın ilk inen Alak,Fatiha,Müzzemmil,Müddesir,Kalem gibi birkaç suresi insanların ruh dünyalarında derin izler bırakıyor,dinleyenleri kendilerinden geçirip onları manevi bir aleme götürüyordu.Onlar, ilk anlarda açıklayamadıkları bu manevi sırrın tanımını yapamıyor ve izah edemiyorlardı.Kimisi bu manevi havanın etkisine kendini bırakıp Müslüman oluyor,kimisi de anlam veremediği bu olağan güce bir anlam vermek için Velid bin Muğire gibi,inceden inceye düşünüp ‘’olsa olsa bu ,bir büyüdür’’ deyip,işin içinden çıkıyordu.

Daha Mekke’nin ilk yıllarında ,Kur’an’da fen ilimlerine yönelik ve hukuk alanına yönelik ayetler inmemişken ,Kur’an insanların ruh dünyalarında  nasıl bu kadar derin izler bırakıyor ve dinleyenleri kendisine hayran bırakıyordu?

Bu sorunun cevabını Mekke’nin şiir ve edebiyat sanatı konusundaki engin bilgi ve kültür birikiminden aramak gerekir. Kur’an mucizeliğini ilk inen surelerde edebi ve sanatsal  yönünü ifade eden belağat ve icazi yönüyle ortaya çıkarıyor ve yine Kur’an bu yönüyle şiir ve edebiyat ustalarını, önünde diz çöktürüyordu.

Örneğin;Zilzal(Deprem)suresini Arapça yüzünden okurken,ayet sonlarında çıkan sesin tonu adeta bir depremi andıran bir musiki tonunda çıkıyor.Yada Tekvir suresine baktığımızda,ilk girişlerinde bir kıyamet sahnesi, ardından hesap görülsün diye cennet ve cehennemin yaklaştırılma sahnesi,ardından da ortaya  ‘’Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda,’’(Tekvir:8-9) ayetinin bomba gibi düştüğü sorusunu görüyoruz.Bu anlatımın geçtiği ayetlerin Arapçasını yüzünden okuduğunuz zaman, adeta kendinizi olayların içinde,olayları yaşıyormuş gibi bir ruh haline bürünüyorsunuz.Ayetlerin sonundaki ses tonlarının çıkardığı ahenkli musiki, kulaklarımızda bu ayetlerde geçen olayları canlandırır nitelikte bir hava oluşturuyor. 

Mekke döneminin ilk yıllarında insanları hayrete düşüren,onları şaşkınlığa çeviren,inananları sım sıkı İslam’a bağlayıp ve inkar edenlerin ise ‘bu ancak bir büyüdür’ sözlerini söyleten Kur’an’ın üstün bir sanatsal yönünün olduğuydu.Ve  Allah da, Kur’an’ın indiği toplumun şiir ve edebiyat yönünün gelişkin olduğunu göz önünde bulundurarak, Kur’an’ın mucizeliğini bu yönde gerçekleştiriyordu.

Daha Mekke’nin ilk yıllarında inananlar,Kur’an’ın cazibesine kapılıp,yeryüzünün Allah’ın huzuru olduğunu var sayarak hareket ediyor ve Allah’ın ayetlerindeki o derin manevi anlam iklimiyle sanatsal yönünü de göz önünde bulundurarak tüyleri diken diken oluyor ve ardından secdeye kapanıp gözyaşı döküyorlardı.

Onların Allah’ın ayetleri karşısında  titreyip göz yaşı dökmeleri,adeta annesini kaybetmiş bir yavrunun tekrar annesine kavuşup,eteklerine sım sıkı bir daha ayrılmamacasına sarılıp ağlaması gibiydi.Çünkü Allah’ın ayetlerini sırf bir ayet olarak görmüyorlardı.Kendilerini o ayetlerin sahibinin huzurundaymış gibi o ayetlere sarılıyorlardı.Nitekim uzun yıllar İslam’a düşman olmuş Ebu Cehil’in oğlu İkrime,Mekke fetih edildikten sonra İslam’a girince Allah’ın ayetlerini alıp boynuna asmış ve ‘’Rabbimin sözleri,Rabbimin sözleri’’ diyerek oradan oraya koşarak cihad meydanlarında can vermiştir.

Titremek ve göz yaşı dökmek, korkup kaçmak için değil,en çok sevdiğinin sevdiğinden mahrum kalmaktan,O’nun sevgisine mazhar olamamaktan ve O’nun rızasını kaybetmekten dolayı duyulan bir sevgi atmosferidir.

Bu sevgi atmosferi; ince narin bir parmağın sazın tellerine dokunması gibi,Allah’a olan sevginin ve bağlılığın duygularının parmak uçlarıyla kalbe dokunup,kalpte bir fırtınanın startının verilmesi ve etrafı toz duman kaplayıp şiddetli bir yağmurun başlaması,yağmurla birlikte yüreklerin ve onun saran derinin yumuşaması ve ardından da derideki tüylerin sevinç ve zafer çığlıklarıyla diken diken olup şaha kalkmasıdır.

Sevginin büyüklüğü, titremenin ve gözyaşının büyüklüğünü gösterir.Büyük olanı seven ancak büyür.Ne kadar büyüklükte bir kalp taşıyorsan sevginde o kadar büyüktür.Sevgin artıkça kalbinde büyür.

Titreme ve göz yaşı;sevgilinin karşısında onu sevdiğini itiraf etmenin sessizcesidir.

Titreme ve gözyaşı;sevgiliye ulaşmanın ve manevi dokunmanın bir uzanışıdır.

Titreme ve gözyaşı; sevgiliye duyulan aşk ve heyecanın somutcasıdır.

Titreme ve gözyaşı;sevgilisiz olunamayacağının ve O’nsuz yaşanamayacağının bir itirafıdır.

Titreme ve gözyaşı;sevgiliye ‘Sen beni yarattın,beni ancak Sen anlarsın,bana ancak Sen yardım edersin ve ben Sana muhtacım ‘ sözlerini dilin kullanılmadan ifade edilmesidir.

Titreme ve göz yaşı;sevginin bir volkan gibi yürekte patlayıp,bedeni sarsması ve gözlerden yaş olup akmasıdır.

‘’Onlar inanan ve Allah’ı anmakla kalpleri huzur bulan kimselerdir.İyi bilin ki kalpler,ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.’’(Rad:28)

 

 

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !